19.06.2020

Anne Greyrat’ın Malikanesi

resim
Çevirmen: NatsuJun

Kısım 1
Benim adım Zenith Greyrat.
Kutsal ülke Milis'te doğdum.Milis geçmişi derin olan bir ülke.Bu ülkeyi zarif ve hiç esnek olmayan bir ülke olarak betimlemek çok yerinde olurdu.
Bir kontun ailesine ikinci kız çocuğu olarak dünyaya geldim.
O zamanlar seranın içinde yetişen bir çiçek gibiydim.Etrafımda gördüğüm her şey dünyanın bütünü zannederdim.Öylesine cahildim.
Bunu kendim demem yerinde olmasa da, galiba iyi bir çocuktum.
Ailemin isteklerine karşı gelmezdim ve notlarım daima mükemmeldi.
Milis Kilisesi'nin hocalarına uyardım, böylece görgü kurallarını öğrenmekte hiç zorluk yaşamadım.
Bana hatta
Milis'in genç hanımefendi standartı demeye başladılar.
Ebeveynlerim de gurur duyulacak bir evlat olduğumu düşünüyor olmalı.
Ama eğer böyle yetişmeye devam etseydim, bir gün görücü üsulu evlenmek üzere birileriyle görüştürülecektim.
Muhtemelen bir kont ailesinin en büyük oğlu ile olacaktı.Ok gibi dimdik, gururlu bir kalple Milis'in öğretilerini her şeyin üstünde tutan birisiyle.Milis asillerine göre birinci kalite numune olarak.Öyle biriyle evlendirilecektim.Çocuklarını dünyaya getirecektim.Ve nereye gidersem gideyim başımı eğmeyeceğim ve Milis asillerinin listesinde yer alacak bir kontun eşi olacaktım.
Bu benim hayatım.Milis asilinin kız evlatlarının 'yolu'.
Ama ben o 'yolu' seçmedim.
Yetişkin olduğum gün, 15'ime bastığımda.
Ebeveynlerimle kavga ettim.İsyan edip evi terk ettim.
Her zaman karşı gelmeden emirlerine itaat ettiğim ebeveynlerimden nefret etmemin bir sebebi vardı.
Benden daha hoyrat olan kardeşimi kıskanıyordum.
Çeşitli sebeplerden ötürü, takip ettiğim 'yolu' bıraktım.
Eğer bir asil takip ettiği 'yol'dan dönerse, hayatta kalmak onlar için oldukça zorlaşır.
Ama talihliymişim ki daha önce asillerin okulunda iyileştirme büyüsü öğrenmiştim.Hatta orta seviyeye kadar kullanabiliyordum.
Kutsal Milis ülkesi, iyileştirme ve bariyer büyüsünde oldukça ileri düzeyde olmasına rağmen, çoğu kişi sadece başlangıç seviyesine kadar iyileştirme büyüsü öğrenip bırakır.Eğer birisi orta seviyeye kadar iyileştirme büyüsü öğrenirse, o kişi Milis Hastanesi'nde görev yapabilirdi, bu yüzden okulda bayağı üzerinde durulurdu.
Ve böylece, hastaneye varınca gayet rahat bir şekilde yaşamaya devam edebileceğime inandım mağrurca.
Çok safmışım.
Nerede kalınabileceğinin ayrımına varamayan ben, hemen kötü herifler tarafından hedef haline gelmeye başlamıştım.
Bana 'Acilen şifacı büyücü aradıklarını' söylediler ve ne kadar ücret almam gerektiğini bilmeyen beni partilerine aldılar.Teklifleri başlangıç seviye şifacı büyücülere verilenden çok daha azdı, ama ileride daha fazla vereceklerine dair ısrar edip beni ikna ettiler.
Sadece dış görünüşte kalan dürüstlüklerine inanacak kadar aptaldım, dünyada bu kadar iyi insan varken.
Eğer onlarla devam etseydim benden daha kötü şeyler talep edeceklerdi.Sihirli yaratıklara karşı kalkan olarak kullanılacak veya bayılana dek büyü gücümü kullandırtacaklardı.Hatta bedenimi onlara teslim etmemi bile söyleyebilirlerdi.
Ama bunu önleyen genç savaşçı Paul Greyrat'tı.
Kötü heriflere dersini verdikten sonra beni zorla seyehat etmekte olan partisine götürdü.
Eğer onların parti üyesi Elinalize her şeyi bana detaylarıyla açıklamasa, hala Paul'un kötü biri olduğunu düşünecektim.
Herhalükarda.Paul'la tanışmam böyleydi.
İlkin Paul'dan nefret ettim.
Besbelli, eski bir Asura asiliydi, ama konuşma tarzı tam bir serseri gibiydi.Sık sık sözünü tutmaz ve aceleci davranırdı.Açgöz, beni aşağılayan ve başkalarının götünü ellemeyi seven, ayrıca sapıkça düşüncelerini saklama zahmetinde bulunmayan biriydi.
Ama kötü biri olmadığın biliyordum.
Beni aşağılayıp dünyanın işleyişinden bihaber olmamla alay etmesine rağmen, her seferinde elden ne gelir deyip bana yardım etti.
Ona aşık olmam çok da zaman almadı.
Ama etrafında alımlı bir sürü kadın var, ve ben Milis'in öğretilerine inanan biriyim.
Milis'in öğretilerinde 'Bir çift sadece birbirini sevmelidir' prensipi bulunur.
Evi terketmiş olsam da, şu yaşıma dek hep bunları görüp okulda bunlar ortak yargılarımızdır diye öğrendim, bu yüzden Milis'in öğretileri kalbime derinden kazındı.
Ve bir gün dile getirdim.
'Eğer bir daha başka bir kadınla yatmayacağına söz verirsen, seninle yatabilirim.'
Yüzünde bir gülümsemeyle kabul etti
Yalan söylediğini biliyordum.
Ama yine de dert etmedim.
Eğer bana yalan söylerse, ondan daha kolay vazgeçebilirim.
Ama hala çok aptaldım.Çok dikkatsiz ve çok saftım.
Çünkü bir seferden sonra cidden hamile kaldım.

ꕥ İlk seferde hamile kalma ihtimali %2-3 imiş.


Ne yapacağımı bilemiyordum.Tamamen tedirgin bir ruh hali içerisindeydim.
O zamanlar Paul'un sorumluluğu kabullenip benimle evleneceği aklımdan bile geçmezdi.
Ve dünyaya getirdiğim çocuk,
Rudeus Greyrat.
-----Rudi.

Kısım 2
Rudeus kız kardeşlerinin beşiğinin yanında oturuyor.
Çok ciddi bir ifadesi var.
Yüzünde Paul'un gölgesinin izleri var sanki.Sıkı sıkıya kapalı dudaklarıyla gözlerini kız kardeşlerinin birinden diğerine gezdiriyor.
'Ah-, Ah----!'
Norn'un mırıldandığı an Rudeus'un ifadesi geriliyor.
Ve hemen sonra.
'Bururururu.'
Rudeus dilini çıkarıp suratını garip hallere sokuyor.
'Yaa, waa, ha, ha!'
Yüzüne bakan Norn şirince gülüyor.
Rudeus Norn'un gülümsemesiyle başını sallıyor, tatmin olup ciddi ifadesine geri dönüyor.
'Wuuu, ah!'
Bu sefer mırıldanan Aisha.
Ve Rudeus hemen yanına koşturuyor.
'Arbubububu.'
Yüzünü sıkıp yine garip hallere sokuyor.'
'Gyaa-- Ah, ah.'
Aisha da şirince gülüyor.
Rudeus Norn'da gösterdiği aynı ifadeyle gülümsüyor.
Rudeus aynı şeyi tekrarlamaya devame diyor.
'Haha...'
Rudeus'un gülümsemesini görünce kısık sesle gülüyorum.
Çünkü Rudeus'u pek gülerken görmek mümkün değil.
Her seferinde bir şeylere canı sıkkınmış gibi.Büyü öğrenmek olsun kılıç çalışmak olsun, hep ciddi bir ifadeyle bir şeylerin peşinde koşuşturup duruyor.
Ebeyenlerinin önünde bile bir kere gülmedi.
Gülse bile kasıtlı gülüyordu.
Ama kız kardeşlerine gösterdiği şu anki ifade, kız kardeşlerinin gülmesi üzerine mutlu bir şekilde gülmesi.
Sadece ona bakmak bile mutlu olmama yetiyor.
Öncekinden çok farklı.
'Hahh...'
Rudeus'un küçüklüğünü düşününce derin bir iç çekiyorum.
Rudeus'un büyü yeteneğini gördüğümde çok mutlu olmuştum, ama bir süre sonra acaba Rudeus bizi hor mü görüyor, sevmiyor mu diye şüphelenmeye başlamıştım.
Çünkü Rudeus'la aramızda yakın denecek kadar bir bağ yoktu.
'...Ama aslında öyle değil.'
Fikrimin değişmesine sebep olan hamilelik olayında yaşadığımız durum.
Lilia hamile kaldı ve Paul suçunu kabullendi.
O an tamamen ihanete uğramış hissediyordum.
Paul'un ihaneti.Hatta Lilia'nın ihaneti.
Özellikle Paul'un sözünü tutmamış olması.O kadar öfkelendim ki neredeyse patlayacaktım.Eğer bir an için kendimi tutmayı başaramasaydım, çığlık çığlığa bağırır, Lilia evden kovalar veya kendim çekip giderdim.
Evlenmeden önce, eğer bana bu konuda yalan söylerse Paul'dan vazgeçip onu terk edeceğimi söylemiştim kendime.
Aslında bunu unutmuştum, ama hala kalbimin bir yanında durmaya devam ediyordu.
Duygularımın o kadar baskısı altındaydım ki tüm ailenin mahvolmasına sebep olacaktım.
Ama Rudeus beni bu düşüncelerden kurtardı.
Bir çocuk gibi davranıp durumun çözülmesine yardımcı oldu.
Aslında yaptığı şeyin tam olarak doğru olmamasına rağmen.
Rudeus'un konuşmasına rağmen, Paul'u affedemedim.
Ama o an Rudeus'un konuşmasıyla kalbinin derinliklerindeki o duyguyu hissettim.
'Ailemin yıkılmasından dolayı huzursuzum.'
Bunu fark ettiğimde olanları tekrar düşündüm.
Bu çocuk kendince ailesine değer veriyor.
Bunu fark etmemle ailesini sevip sevmediği ile ilgili şüphelerim birden yok oluyor.
Ve aynı zamanda Paul ve Lilia'yı affediyorum.
Eğer Rudeus burada olmasaydı, böyle olmazdı.
'Hmm, Norn-chan çok tatlı, anneciğim kadar güzel olacaksın.Sağ salim büyüdüğünde beraber banyo yapalım.'
Rudeus Norn'un ufacık ellerini tutup tatlı sözler söylüyor.
Normalde ciddiyetini kolay kolay bozmayan Rudeus, kardeşine bir çocuk gibi şebeklik ediyor.Bu cidden---
(Ne güvenilir...)
Rudeus'u her zaman olağanüstü olarak kabul ederdim.Ama son zamanlarda ayrıca güvenilir birine dönüştü.
Norn ve Aisha doğduktan sonra her şey çok yorucu olmaya başlamıştı.
Gece gündüz ağlayan iki kız çocuğu, emzirdikten sonra kusmaları.Suda yıkarken suya kakalarını yapmaları...
Lilia'nın bunun normal olduğunu söylemesine rağmen, geceleri uyuyamıyordum.
Ama Rudeus bebekler için pek çok şey yaptı.
Ayrıca yetenekli bir şekilde yapıyordu.
Sanki daha önce yapmış gibi.
Daha önce nasıl bakıldığını hatırlıyor olamaz.Lilia'yı yaparken izlemiş olsa gerek.
Tam da Rudeus'dan beklendiği gibi.
Ebeyenlerinden daha iyi yapıyor olması canımı sıksa bile, aslına bakarsanız çok büyük yardımı dokunuyor.
Hayatımda daha önce Rudeus kadar güven uyandıran, yeni doğan kardeşlerine bakabilen bir çocuk ne gördüm ne de duydum.
Rudeus'a bakınca Kutsal Milis ülkesindeki erkek kardeşim aklıma geliyor.O da Rudeus kadar ciddidir.Çalışkan ve yetenklidir, babam devamlı met eder ve asiller arasında güzel bir örnek teşkil eder, fakat ailesine karşı çok soğuktur ve kardeşlerine bir hiçmiş gibi davranır.
Bir asil olarak çok etkileyici olmasına rağmen, bir kardeş olarak saygıyı hak etmiyor.
Rudeus muhtemelen öyle biri olmayacak.
Eminim kardeşleri tarafından sevilip sayılan bir abi olacak.
Mutlaka.Kendisi bile öyle yapmayı düşünüyor.Paul'un bebekleri tutmasına bakarken, 'Amacım kardeşleri tarafından saygı duyulan bir abi olmal' diye ilan etti.
Rudeus, Norn ve kardeşinin büyüdüğünü görmek için sabırsızlanıyorum.
'Ah! Wahhh!'
Ben böyle düşünürken Norn ağlamaya başlıyor.
Rudeus birden irkiliyor ve suratını yine şekilden şekile sokuyor.
'Waahh! Wah!'
Ama Norn'un ağlaması durmuyor.
Norn ağlarken Rudeus bezine dokunuyor acaba işemiş mi diye, sonra kaldırıp sırtını ovuyor.
Ben olsaydım yardım için illa Lilia'yı çağırırdım.Sonrasında Lilia'nın alışveriş yapmaya gittiğini hatırlar paniklemeye başlardım.
Ama Rudeus paniklemiyor.
Tüm olası sebepleri kontrol ettiklerinden sonra ellerini çırpıp bana:
'Anne.Besleme vakti gelmiş.' diyor.
Ardından ben de farkına varıyorum.
Rudeus'un kardeşleriyle oynamasını izlerken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişim.
'Tamam.Tamam.'
'Hadi, gel bakalım.'
Rudeus'un yönüne dönerek sandalyeye oturuyorum.
Ağlayan Norn'u alırken göğsümün bir yanını açıyorum.
Rudeus'un tahmin ettiği gibi, Norn acıkmış ve hemen emmeye başlıyor, tadını çıkararak sütü içiyor.
Ne zaman Norn'u beslesem, annelik duygularım depreşip tavan yapıyor.
'...Hm?'
Bir Rudeus'un dikkatlice izlediğini görüyorum.
Ne zaman Norn'u beslesem Rudeus göğüslerime bakıyor.
Ve bu bakışı sanki 7 yaşında bir çocuğunki gibi değil, şehvetli ve arzulu bir bakış.
Paul'la bunu bir tutarsanız, ikisinin de aynı bakışa sahip olduğunu anlayabilirsiniz.Bu benim hem rahatlamama hem de endişlenmeme sebep oluyor, çünkü bu yaşta böyleyse gelecekte nasıl olur aklım ermiyor.Acaba Paul gibi biri olup ellerini bir sürü kıza uzatıp onların ağlamasına mı sebep olacak?
'Ne oldu Rudi? Sen de mi istiyorsun?'
'EHH!'
Biraz kızdırıyorum Rudeus'u, kendine gelerek bakışlarını başka yöne çeviriyor.
Sonrasında kızararak bahaneler üreterek paçayı sıyırmaya çalışıyor.
'Yo.Sadece Norn amma da acıkmış diyordum.'
'Haha.'
Böylesine sevimli bir tavırda bulununca kendimi tutamayıp kahkahayı basıyorum.
'Sana veremem kusura bakma, bu Norn'a ait.Rudy küçükken bir sürü içti zaten, o yüzden sabırlı olmalısın.'
'...Peki, anneciğim.'
Böyle demesine rağmen yüz ifadesinden pişman olduğunu hissedebiliyordum.
Rudi'den nadir görülen bir ifade.Öyle görünce şımartasım geliyor.
Şunu biraz daha kızdıralım.
'Eğer gerçekten istiyorsan, evlenene kadar sabredip karına yalvarabilirsin.'
'Doğru.Evlenince öyle yaparım.'
Uh oh.Kızıp benle ağız dalaşına başlar diye düşünmüştüm, ama sanki jeton düşmüş gibi öyle bir cevap verdi.
Alay edildiğinin farkına mı vardı acaba?
Benim için biraz hayalkırıklığı oldu ama kişiliğine uygun olan bu.
'...Zorla yapamazsın, tamam mı?'
'Biliyorum.'
Böyle ciddi cevap vermesi biraz yalnız hissetmeme sebep oldu.
'Eğğp.'
Norn karnı doyduktan sonra geğiriyor ve onu beşiğine geri koyuyorum.
Göğsümü silmek için bir bez kullanıyorum ve Rudeus tekrar dikizlemeye başlıyor.
Hmm.Galiba bu çocuğun karısı evlenince baya zor zamanlar yaşayacak.
En güçlü aday Sylphy, ama o Rudeus'a fazlasıyla itaatkar.Muhtemelen istemese bile, karşı koyma derecesine kadar reddetmeyecektir...
Pekala.
Eğer o an gelirse, Rudeus'a dersini veririm.
Bir anne olarak.
Paul ona ancak kızların kalbini çelmeyi anlatsın.Ben ona ondan sonra yapması gerekenleri öğreteceğim.
'Guu.'
Norn'u besledikten sonra mutlu bir ifade gösteriyor ve mırıldanmaya başlıyor.
Yorulmuş olmalı.
'Daha çok beslen daha çok uyu.Çabucak büyü emi?'
Diyerek Norn'un başını okşuyorum.
'Ah! Waaa!'
Rudeus Norn'a yaptığı şeylerin aynısını Aisha'ya da tekrarlıyor, bezini kontrol edip belini sıvazlıyor...
Sonuç olarak Aisha'yı taşıyıp tedirgin bir ifadeyle bana bakıyor.
Rudeus nadiren böyle bir ifade gösterir.
Onun böyle farklı ifadeler göstermesi hoşuma gitmesine rağmen, onu böyle kasvetli görmeyi istemiyorum.
'Sorun ne?'
'Şey.Anneciğim.Bugün Lilia bayağı gecikti.'
'Doğru.'
Alışverişe gidince normalde bu saate gelmiş oluyordu.
Acaba başına bir şey mi geldi?
....Hayır.Bir grup tüccar Roa şehrinden buraya gelecekti.Normalden fazla alışveriş yapacağını söylemişti, dolayısıyla gecikmesi normal.
'Şey, Aisha.'
'Evet?'
'Sanırım Aisha da aç.'
'Anladım.'
Üzerine biraz düşününce, genelde Aisha ile Norn aynı anda beslendiğinden, doğal olarak aynı anda acıkacaktır.
Rudi aynı ifadeyi kullanarak tedirgince:
'Şey anneciğim, Lilia ne zaman gelir bilmiyorum.Muhtemelen Aisha'nın biraz daha beklemesinde sıkıntı yok.Ama Aisha ağlamaya devam ederse Norn da ağlayacaktır.Yani...'
Milis'in öğretilerini dürüstçe takip eden biriyim.
Bu sebepten dolayı Paul'un bir erkek bir kadın sözünü bozmasından ötürü onu suçluyorum.Milis'in öğretilerine iman edenlerden olmadıklarını biliyorum, ama kendi prensiplerimden dönmek istemiyorum.
Rudi bunu anlamış olmalı.
Acaba söylediklerinden dolayı annesi mutsuz olur mu?
Acaba annesi kız kardeşine iyi davranmayabilir mi?
Bu tarz huzursuzluklar içinde yüzüyor olmalı.
Rudi'ye göre, Norn, Aisha, ben fark etmeksizin hepimiz aileyiz.
Ve...İşler bu hale geldiğine göre, yapmalıyım.
Ama bu doğru bir şey mi?
Acaba Aisha'yı emzirirken mutsuz hissedecek miyim?
'Şişşş.Ne diyorsun bakayım? Hadi.Hemen Aisha'yı bana uzat.'
Kendi korkularımı bir kenara itip, çıkarabildiğim en yumuşak tonla Rudi'ye diyorum.
'Tamam.'
Rudi dikkatle Aisha'yı bana uzatıyor.
Aisha'yı tutarak diğer göğsümden emzirdim.
Eğer Aisha istememezlik etseydi muhtemelen mutsuz hissederdim.Ama Aisha'nın umurunda olmuyor ve koca yudumlarla emmeye devam ediyor.
'....Hehhh.'
Rudi'nin duyamayacağı bir tonla rahatlayıp iç çekiyorum.
Norn'u beslerken hissettiğim aynı duygu.
Anne olmanın getirdiği bir duygu.
Ne akıl almaz bir şey.
Neden Aisha'yı beslemeyi istemeyeceğimi düşündüm ki?
Neden onu beslerken mutsuz hissedeceğimi düşündüm?
Neden buna müsamaha göstermek zorundaymışım gibi düşündüm?
Cevap çok açık.Biliyorum.
Çünkü ben bir anneyim.
Sonuçta arada hiç fark yok.Milis inananı olsun veya başka bir şey.
'Halinden memnun gibi görünüyor.'
'Çünkü anneminki lezzetli olmalı.'
'Ah pohpohlamalarını kendine sakla.'
Rudi durumdan memnun gibi, Aisha'nın mutsuzluk belirtisi göstermeden beslenmesini izlerken rahatlıyor.
Bunu yapmasının kardeşlerini korumasının gereklerinden olduğunu düşünmüş olsa gerek.
Takdire şayan bir davranış.
Kardeşleri tarafından sayılan bir abi olma isteği palavra değil.
'Yağcılık etmiyordum, hala tadını hatırlayabiliyorum.'
'Şaka mısın sen?'
Aisha'nın başını okşarken gülümsüyorum.
Bir süre sonra Aisha da emmeyi kesiyor ve göğsümü bırakıyor.
Beşiğine geri bırakıyorum ve Norn gibi mışıl mışıl uyumaya başlıyor.
Rudi normalde gösterdiğinden daha mülayim bir ifadeyle bana ve Aisha'ya bakıyor.
'Rudi.'
'Efendim?'
'Sana dokunabilir miyim?'
'...Sormana gerek yok.Tabiki istediğin gibi dokunabilirsin.'
Rudi yanıma oturuyor ve başını bana doğru kaldırıyor.
Başını usulca okşuyorum.
Doğumundan beri Rudi bir kere bile beni endişelendirmedi, o yüzden büyüdüğünde pek anneymiş gibi hissetmiyordum, ama son zamanlarda biraz daha farklı.
Kalbimin derinliklerinden bu çocuğun annesiyim diyebiliyorum.
'...'
Birden sıcak hava akımı hissediyorum ve nereden geldiğine bakıyorum.
Yaz manzarası pencerelerden içeri taşıyor.
Pencerenin ardındaki sonsuz altın renkli buğday tarlalarının görüntüsü.
Huzurlu bir yaz ikindisi.
Cidden mutlu hissediyorum.
'Her şey böyle devam etse çok harika olurdu.'
'Evet.'
Rudi de aynı şeyi düşünüyor.
Bu süre içerisinde o da huzurlu hissetmiş olmalı.
Ama beni daha çok mutlu eden şey Rudi'nin varlığı.
Eğer Rudi olmasa, benim gibi bir Milis inananı iki eşli bir evliliğe feryat içinde şikayet etmeden duramaz ve Norn'la birlikte evi terk ederdi, ardından tüm suçu Aisha ve Lilia'ya yüklerdi.
Çok şükür ki Rudi buradaydı.
Eğer böyle zeki ve bilge bir çocuk olmasaydı, böylesine güzel duyguları tecrübe edemeyecektim belki.
'Rudi.'
'Efendim?'
'İyi ki varsın, teşekkürler.'
Rudi ne yapacağını bilemezcesine şaşkın şaşkın bakıyor.
Ardından başını kaşıyıp utanarak:
'Aslında teşekkür eden ben olmalıyım.' diyor.
Rudi'nin sevimli hareketlerini görünce tekrar kıkırdıyorum.