Posted by : Anka Toprak





 Suijou Akademisi (bizim okul) hem ortaokul, hem de lise olsa da, bu ikisinin birbirinden ayrı olduğu anlamına gelmez. Belli yerleri, iki okul binası da kullanabilir. Bunlar; kantin, bir spor salonu, kulüp odası binaları. Betonarmeden yapılma, karma karışık üç katlı kulüp odası, tek kelime ile “kaos”du.
 “Tuhaf bir koku veya bir şey var gibi…”
 Başladığından beri, çeşitli kulüplerin ıvır zıvır ve hurdaları koridorun her iki tarafını işgal ediyor.
“Ah, ama bu eğlenceli. Etraftaki çöplerin kokusu harika hissettiriyor.”
“Tanrım… Burada da soğuk tavrını devam ettirebildin.”
 “Böyle olmaya alışacaksın. Buraya ilk gelişin mi?”
“İlk değil, ama… Buraya senin kadar alışkın değilim.”
“Eh, alışsan iyi edersin. Ya da sen başka bir yer düşünürsün.”
“Burada iyiyim. Buraya alışırsam iyi olacağımı düşünüyorum. Bu kötü koku devam ederse iştahımı kaybedebilirim.”
O bunları söylerken, ikinci duvara döndüm. O kapıda yazan tabelaya baktı,
“SF* Çalışma Gurubu…? Garip ilgi alanların var.”
“Üzgünüm ama ben tenis kulübündeyim. Bu benim kulüp şefi olan arkadaşımın.”
 Sözü açılmışken üniforma ve raket(zaten kullanılmış) gibi atılmış şeylerden dolayı, nem ve çok kötü bir kokunun yayıldığı ısının bulunduğu tenis kulübü odası, kesinlikle yemek için iyi bir yer değil.
SF’nin kapısını tıklattım, cevabı beklemeden kapıyı araladım. Kapı kilitli olmadığından, kolayca açıldı. Kulüp odasında kimse yoktu.
“Gel.”
“Ü… Üzgünüm, izinsiz g…”
Akeno girmekte kararsızdı. Sonra çığlığı bastı.
Peki, muhtemelen bu tepki normal bir tepki.
Altı geniş hasırdan yapılmış kulüp odası, raflarla çevriliydi. Raflarda paketlenmiş kitap ve mangalar var.  Rafların üstünde,  figürler ve plastik modeller, geniş ve ufakça sıralı, tavan anime posterleriyle dolu, yeni ve ikinci el video oyunları TV raflarının altında, PC masasının üzerinde bir lise öğrencisinin alamayacağı, ticari kartlar masaya saçılıydı. İlk odaya girişimde ben de tükenmiştim.

“Yeterli mi?”
 “…bunun için üzgünüm.”
 Onu sıraya (en kötüsüne hazırdı) yönlendirdim, ben de masanın önündeki sandalyeye oturdum.
“Peki, burada konuşabiliriz, sadece etrafı görmezden gelelim.”
 Bunu acı bir şekilde söylerken, yemek kabını çıkarttı. Ufacık, tatlı, pembe mavi kutu muhtemelen onun. Ve normal boyda, mavi, köşeli kutu ise---
“Al.”
“Te-Teşekkür ederim.”
Akeno’nun verdiği yemek kutusunu çekingence kabul ettim.
“Gergin ve endişeli olmalısın…”
 “Pek önüne geçebileceğim bir durum değil.İlk defa bir kızdan yemek paketi alıyorum. Bu durumlarda nasıl davranılır bilmiyorum…”
***Bilirsiniz animelerde kız karakterden bentou almak önemlidir
“Benim de ilk seferim. Bana yardım ettiğin için bir şekilde borcumu ödemeliydim. Bu aklıma gelen tek şey.”
 O bunu açıkça söylerken, bir sonraki tavrı için kaşlarını çattı.
“O zaman, özür dilemeliyim. Üzgünüm… bir çok kez sana vurduğum için.”
 Bunu başını eğerek söyledi.
“Ben… Sorun yok. Rüyada olanlar gerçekte olacak demek değildir. Ayrıca, kendini korudun, bence, benim zaten beklediğim bir hareketti.”
Takip etme nedenimi söyledim, ama sonra,
“… … Peki o zaman, kabul etmeyecek misin?”
 Boşu boşuna somurtmuştu.
 “Hayır, şey, demek istediğim o değildi. Demek istediğim şey, yemek kutusu aldığım için minnettarım. Yani, “ödünç vermek ve almak” durumu yok, değil mi?”
 Sonunda gülümsedi. … … Bence sinsi bir gülümsemesi var.
 Tekrar sakinleştikten sonra, yemeğe yumulduk (itadakimasu!). Ve yemek kutularının kapakları açıldı. Üzerine kraker serpilmiş pilav ve salata diziliydi. Aslında annem yemek kutumu akşamdan kalmış yemek artıklarından hazırlardı ama bu özellikle hazırlanmış bir kutuydu. Akeno’nun annesine göre kötü değil.
Yemek çubuklarımla, ayrılmış krakerlerden bir parça ağızıma götürdüm. Diğer yemek kutularındakilerle karşılaştırılınca, bu kıtır kıtırdı ve sulu değildi, patates ve boylu boyunca yayılmış et parçalarının lezzeti. Kötü değil!
"... ... ..."
Sonra, Akeno ile göz göze geldik. Akeno yemek kutusuna dokunmamıştı ve soğuk bir yüzle yemeği tatmamı izliyordu.
"? Sorun ne?"
"Ah, hiçbir şey... . Tadı nasıl?"
 “Çok lezzetli. Sadece krakerler için konuşursak, anneminkinden daha iyi.”
 Açıkça söylersem. Daha nazik bir şekilde “Hele şükür” diye homurdandı.
“Sabah yemeği aceleyle hazırlamıştım yani yemekten emin değilim, ama bunu sevebildin sanki. Gururum okşandı ve mutluyum, teşekkürler.”
"... ... ... eh"
*çat* yemek çubuklarım durdu. Ani bir dürtü ile ona baktım. Bu cümleler, o anlama gel---
“eh? Doğru mu, bu… sen mi hazırladın bunu …!?”
“Evet, ne olmuş yani?”
"... ... ..."
Yalnız neydi bu! Yani erkekler istediğinde kızlar bir yemek kutusu hazırlar…!!
“Bu, bunun için mi?! Bunu hazırladığım için şaşırma. Ben de hayliyle yemek yapabilirim!”
“Hayır, onun için değil, onun için değil…”
Ah, duygularımı düzgünce ifade edebildim mi acaba? Zor zamanlarda kızların hislerini anlayan erkekler çok romantiktir---
“… Diyorum ki, ben yemek kutusunu annen hazırladı sandım. Senin bunu hazırlaman, baya güzel…”
“…ah, teşekkür ederim, beğendiğin için. … Utandım.”
Mahçup bir şekilde başını kaldırdı ve saklamaya çalışıp kendi yemeğini yemeğe başladı. Belki bu Nuzumu’nun demeye çalıştığı şeydir. Gidişata göre, o da iyi bir kişiliğe sahip gibi. Şimdi erkeklerin neden ona âşık olduklarını anlıyorum. Yani, Sakuya'cığım demek oluyor ki, el yapımı yemek kutusunu kabul ederken minnettar görsen de, bu onun sonunda senle ilgilendiği anlamına gelmez, değil mi?
Bu düşünceler benimle savaşırken, yemek kutusundan yediğim yemekle tıkanmıştım…
"... ... uuuhhhh ... "
Bir yerlerden bir inilti duydum.
“! Bu da neydi şimdi…?”
Akeno’yla endişe içinde odaya göz gezdirdik. Geçen geceki kâbus yüzünden ürkmüş olmalıydık. Bu sırada, “bu mümkün değil,” diye düşünüyorduk, ürkeklik tedbirli bir harekettir.
"... ... uuuu ... uhn ... "
Tekrar duyduk! Yakınlardan geliyor, bu odada mıydı? Odayı ne kadar gözden geçirdiysek de tuhaf bir şey göremedik.
"----- kya !?"
Akeno yüksek bir çığlık attı. Bir bacak sıranın üstüne fırladı. Eteğinden açıkça beyazlığı görürken, içgüdüsel olarak yemek çubuklarını bıraktım.
“Aşağıda!! Aşağıda bir şey var…!!!”
 Ve, o açıkçası şaşkın değildi. Sıranın arkasından fırladı ve kapıya gitmek için koştu. Oturdum ve karşıdan sıranın altına baktım. Aralıktan, bir şeyin süründüğünü gördüm. Sürünürken hışırtılı bir ses çıkartıyordu.
“O”nun iki kolu, iki bacağı ve bir kafası vardı. “O” vücuduna bina içi ayakkabısı, pantolon ve takım giymişti, diğer bir değişle, insandı.
"*esner*"
 “O şey” uyanırken yüksek sesle esnemişti. Bir çift gözlük ve dağınık saçla,
“Ah, bu Sakuya-kun olmalı. Ve sonra… ve, şey, bu kız?”
“O” Teru-san’dı.
“Sen, her yerden çıkıyorsun…”
Acı acı güldüm. Akeno hâlâ söyleyecek söz bulamıyordu.
“Sadece kısa bir öğle arasıydı. Mükemmel, değil mi? Burayı sığıyorum, yani nöbetçi öğretmenler tarafından yakalanmak konusunda bir endişem yok.”
“Anlıyorum, yani Teru’nun sabah derslerini astığı ve uyuduğu yer burası.”
“Düzelteyim. Beden Eğitimi* dersinden çıkmama izin verikdi.”
“*soluklandım*Yani bu sana göre doğru, burslu biri olarak?”
“Dersime çalışıp geçtiğim sürece Bursiyer Ofisi sorun etmiyor.”
Hiruma bunu derken utanmadan omuz silkti.
Suijou Akademisi’nde, “özel ders” öğrencileri var. Normal öğrencilerle karşılaştırırsak, bunlar “özel ders öğrenciler” (bursiyerler) öncelikli olarak finansal destek verilen öğrencilerdir. Öğrenci notlarına bağlı olarak, ücretsiz burs, taksitli burs ve aylık burs gibi çeşitli burslardan yararlanırlar. Teru-san da onlardan biri.
 “Dünden beri tek…”
Akeno sakinleşirken onu selamladı. Bu, ikisinin dün sabah boş konuşmakla meşgul olduğunu anımsattı (Teru-san muhtemelen diğer insanları hatırlayamadığından, Akeno’yu tanımadı).
“Tekrar selamlaşalım. O arkadaşım ve SF grubunun başkanı. Hiruma Teruhiko …eh…”
Bunları söylerken beni rahatsız edici bir his kapladı. İkisi, bana tıpkı şüpheliymişim gibi bakıyorlardı.
“Nasıl söylesem yani, önce kendimizi tanıtmamalı mıyız…”
“Ah… hatırlattı.”
En azından isimleri kendi ağızından duymuyordum. Teru-san depresif hislere gömülmüş bizi merakla izliyordu.
Tekrar kendimizi tanıtıp, yemeğe tekrar başladık. Akeno ve ben yemek kutusundan ve Teru-san ramen kasesinden yerken, iki gündür gördüğümüz rüyaları tartıştık. (Klüp odasında bazı ayrılmış aylık ramen ve suyu ısıtmak için elektrikli tencere bulunuyor)
Gerçek ıssız şehir, Akeno ve benim aramda çekişmeli ve anlaşılmaz bir tartışma, canavar ejderhanın bize saldırması, kendine Valkyre  diyen kadının bizi kurtarması… … Akeno’nun rüyasında ve benim rüyamda olanlar… hemen hemen eşleşiyor. Bu demektir ki,
“*İki insan aynı rüyayı yaşıyor* geçerli bir sonuç olmalı… …”
Teru-san yemeğini kıtırdatırken bize endişe ile baktı.
“Ama bu ‘değişimle aynı rüyayı görmek’ demek değil. Rüyanın ortasında Hoshi-kun Kasugamori-kun’un kendi ad ve sınıfını söyledi. Onun bilgi alması, bu sadece onu ziyaret ettiği anlamına gelir, böylece karşılaşıldı, kısaca, rüyada bir bilgi alış-verişi olmalı. İlgi çekici. Ve çok ilginç…”
Ramen suyunu yudumlayıp, onaylarcasına başını salladı. Bu ya tamamen gerçek bir rüya ya da rüyadaki ejderha ile baya ilgili bir rüya olduğu belli oluyor.
“İki yabancı aynı rüyada karşılaşıyor… Anlayamadım. Böyle olsa da olayı tamamen açıklayamıyor…”
“Eh, mantıksal karşılığı hakkında konuşursak, bu açıklanamaz.”
“Ah, tabii ki. İki insan bir ‘kontrollü rüya’ görür.”
“Kontrollü Rüya?”
Teru-san soğutucudan cam şişeli Zencefil Gazozu çıkarttı ve elimize tutuşturdu (şüpheyle salladık), sonra da açıkladı,
“Basitçe açıklarsak, rüyalarında senin uyanık olmanın anlamı; bu cidden “kontrollü rüya”.
Rüyada olduğumuzun tamamen farkındayken tuhaf şeyler yaşıyoruz, ama nadir de olsa, bu olayın bir açıklaması var, bu kadar gizlemli olmamalı. Sonuç olarak yarı-bilinçli bir beyinle, rüyadayken uyanık kaldık. Kontrollü bir rüyada beş duyu da tıpkı gerçek hayattaki gibi kullanılabilir.
“Kertenkele tipli canavara gelince, besbelli rüyanın yan ögesi. Yaratılmış olması mümkün çünkü Sakuya-kun muhtemelen yusufçuktan korkan küçük kızın şövalyesi olmayı diledi. Ya da bu yüzden Kasugamori-kun muhtemelen yusufçuktan korkan küçük kız olmayı diledi.
Teru-san böyle bir anlam çıkarırken, Akeno’nun dudaklarından bir bağırış çıktı,
“Ben böyle bir şey dilemedim. Öyle olsaydı, bir şövalye için daha güvenilir bir insan tercih ederdim.”
“Sanki ben öyle bir şey diledim de. Hatırladığım korkuyu, bir şövalye olarak kesemiyorum. Bunun yanında, ben bir canavarı vurup devirebilecek biri değilim.”
Sert sözlerimi duyduktan sonra, Akeno ağzını kapattı. Teru-san’ı izlemek için hazırlandım,
“Ya da buranun için, insanlar rasgele partner olak seçiliyor olabilir mi?”
“Bunun anlamı, çıkmazda kaldık. Bu noktada Valkyrie’ın kendisi olsa da tereddüt etmiş olabilir. Bu rüyadan yaratılmış olabilir mi? Ya da gerçekten orada üç kişi mi var?”
Teru-san masaya yığılırken, bir yudum zencefilli gazoz yuttu. Akeno ona şaşkın gözlerle baktı. Ben de aldığım içeceği tek seferde içtim.
“Onun gerçek olması mümkün mü? Gerçekten yaşıyorsa, bence süper-insan olmalı.”
“Aslında değil. Gerçekte, bu kadar çok gücü saklayamaz. Sadece rüyada süper insana dönüşebilir. Bu rüyayı kontrol etmesi mümkün olmalı.”
“Rüyayı kontrol etmenin bir yolu mu?”
“Normal bir rüyada, onun gördüğü birini tanımasının bir yolu yok. Yani dünyada olanların dışında olsa da, sağduyu içinde gördüklerini sadece o takip edebilir. Süper insan tarzı bir şeyler yapmak bir tür zihin hâkimiyeti gerektirir.”
Tabii, örnek verirsek yarattığım rüyada herkes fundoji* giyebilirdi; ve “Bu çılgınlık” diye düşünebilirdim. Ben de fundoji olabilirdim.
 “Ama senin isteklerin kontrollü bir rüyada açıkça bellidir. Bunun bir rüya olduğunu bilirsin. Yarattığın bilinç altında durduğunun farkındasındır. Bu dünyada, tıp kuralları ve sağ duyu üzerinde de olsa isteklerin üstünlük sağlayabilir. Fantastik zırh giyen, ejderhalarla konuşan, büyü kullanan, her şey mümkündür. Her şey biri’nin isteğine göre değişebilir. … … Yani siz çocuklar da değiştirebilirsiniz.”
 “Bizde mi? Emin misin?”
“Hepsinden önce, kendinize inanmaya başlayın. Sağduyunu korursan ve “Bunu yapamam”- gibi düşüncelerin hiçbirini yapamazsın.”
Teru-san masaya koymadan önce, şişedeki son damlayı dikti.
“İyi, bu gece bu uyku boyunca bazı oyuncaklarla, denenebilir. Şansınız varsa, rüyanda bunlar olacak ve bazı şeyler için onları kullanabileceksin. Eğer uçabilirsen başına taketonbo* ekle.”
“Bir taketonbo geleceğe ait bir şeye dönüşebilir mi?”
“Öyle. Gereçlerini kaybetsen de, uçabilirsin. Bu kolayca hayal edilebilir.”
Bu gece aynı rüyayı görebilirdim. Yani Teru-san’ın tavsiyesine uyacağım. Yine de yarın okuldan sonra burada buluşacağız, yani bu günlük çıktık.
Sonunda Teru-san bana ve Akeno’ya bir parça kağıt uzattı.
“Burada sadece üç kişi var. İkiniz için değil, bu kulüp bozulur ya da sorun yaşar diye. Lütfen iş birliği yapmayı düşünün---“
 Kağıtlarda “SF sınıf kulübü kayıt formu” yazıyordu. 

Çevirmenden Notlar:
*SF araştırğım kaynaklara göre bilim kurgu anlamına gelmektedir.
*PE'yi Beden Eğitimi olarak çevirdim.
*Fundoji'ye baktım ama bir şey bulamadım :/
*Taketonbo elle uçurulan bir tür oyuncak.

Çeviri: Anka

{ 1 yorum ... read them below or add one }

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan