Posted by : Natsume 4 Ekim 2016 Salı


Kısım 1
Rüzgar Limanı.
Büyülü Kıta'daki yegane liman şehri.
İçinde pek çok tepe ve yamacı barındıran bir şehir.Tüm şehri daha giriş kapısından seyre dalabiliyorsunuz.
Evlerin çoğunluğu Büyülü Kıta'da yaygınca bulunan taş ve topraktan yapılmış, ama araya birkaç tane ahşap bina da serpiştirmişler.
Ahşapı Milis Kıtası'ndan getirtmiş olsalar gerek.
Şehrin ucunda bir tersane var.
Belki liman şehri olduğundandır ama şehir girişinde cidden çok az tezgah vardı.Buna karşın liman taraflarında ortam daha canlı.
Normalde gördüğünüzden daha renkli bir şehir.

Limanın ötesinde...
Şehrin yamacında sonu belli olmayan engin bir okyanus uzanıyor.
Sahi en son ne zaman görmüştüm okyanusu?
Herhalde lise zamanında yaptığımız okul gezisinde olacaktı.

Görünen o ki; okyanuslar hangi evrende olursanız olun aynı.
Mavi deniz, dalgaların sesi, martıvari kuşlar ve yelkenleri hazırlayan gemiler.
Bu benim bizzat gördüğüm ilk yelkenli tekne.
Ara sıra filmlerde boy gösterirler ama kendi gözünüzle yelkenliyi denize açılırken izlemenin heyecanı apayrı.
Beklendiği üzere bu evrende karşıdan esen rüzgarlar için gelişmiş teknikleri var.
Aslında bu evrenden bahsediyoruz.Muhtemelen kendi rüzgarlarını bir şekilde kendileri yapabiliyorlardır zaten.

Kısım 2
Şehre girdiğimiz an, Eris kertenkelenin sırtından zıplayıp koşuşturmaya başladı.

'Rudeus! Bak, okyanus!'

Eris'in ağzından çıkan sözler akışkan bir şekilde Demon-God dilinde idi.
Artık gündelik Demon-God dilini kullanabiliyor.
Ruijerd ve ben elimizden geldiğince konuşurken Demon-God dilini kullanmaya çalıştık.
Plan başarıya ulaştı.Son zamanlarda Eris'in ağzı iyice alıştı.
Sonuçta bir dili öğrenmenin en etkin yolu, o dilin yaygınca kullanıldığı bir yerde yaşamaktan geçer.
Tabi hala o dili okuyup o dilde yazamıyor.

Bu arada Büyülü Kıta'ya geldiğimizden beri Eris'e tek kelime büyü öğretmedim.
Sessiz sihirli sözler bir yana, eminim sihirli sözlerle yapılan büyüleri dahi unutmuştur.

'Az dur Eris, daha kalacağımız hanı belirlemeden nereye gidiyorsun?'

Dediğimi duyunca Eris'in bacakları birden frene bastı.
Aklıma gelmişken, bu hadise üçüncü defa başımıza geliyor.
İlki kaybolduğumuzda olmuştu, diğeri ise bir caddenin köşesinde kavgaya karıştığımızdaydı.
Ama bu sefer benden kurtulamazsınız hanımefendi.

'Ah doğru ya! Eğer ilk iş hanı belirlemezsek kayboluruz, değil mi?'

Eris okyanusa bakarak tekrar o eski neşeli haline döndü.
Galiba bu onun okyanusu ilk görüşü.
Fedoa Bölgesi'nin yakınlarında bir nehir vardı, arada suda oynamaya Sauros'la birlikte giderdi.
Maalesef ki beni almadan.

'Yüzme biliyor musun?'
'He? Limanda yüzülebiliyor muymuş?'
'Ben yüzmek istiyorum!'

Aslında Eris'in o büyüleyici 13 yaşındaki vücudunu da görmek istiyorum, amaaa...

'Mayomuz yok değil mi?'
'Mayo mu? O neymiş, ihtiyacımız yok ki!'

Bu lafı üzerine hayretlerimi gizleyemedim.
Mayo mu? O neymiş? İhtiyacımız yok ki!
Mayoya ihtiyacımız yok.
Acaba bunu suya çıplak girmek olarak mı kastetti.
Yo, hayatta öyle değildir.
Bu evrende bile çıplaklık meselelerinde utanma duygusu var en azından.
Bu yüzden muhtemelen iç çamaşırlarımızla girmeyi kastetti.
Üstümüzde atlet külotla oynayacağız suda.
Islandığında cilde yapışan iç çamaşırı, saydamcasına görünen ten, yüzeye yükselen bir Pocchi.

Garip, neden Fedoa Bölgesi'ndeyken nehirde oynamaya gittiklerinde ben dahil edilmedim? Harbi nerelerdeydim ben?
Herhalde meşgul olduğumdandır.
O günlerde dopdolu yaşıyordum.
Hani sadece bir kez, bir kerecik olsun bana da gideceklerini söylesinler isterdim.

Neyse, şimdi bunları düşünmenin bir alemi yok.
Önündekine odaklan.
Anı yaşa.
Aynen, bu anın tadını çıkaracağım.

O zaman,
Okyanusaaa!

'Aslında bu okyanusta yüzmeye niyetlenmeseniz daha iyi olur.'
Hemen ardından Ruijerd keyfimizin içine büyük bir hünerle etmeyi başardı.
'Ama nedeeen?!'
'Çünkü bir sürü yaratık var orada.'

Cevabı aldınız.
Gerçi Ruijerd'le el ele verip tüm yaratıkların kökünü kazısak bir sorun kalmaz.
Diye düşünüyordum ki, alnındaki canlıları dedekte eden radarın da bir kusuru olabiliyormuş.
Galiba suda pek de iyi dedekte edemiyormuş.

Yine de en azından bir saatliğine falan suda banyo yapamaz mıydık?
Limanda yüzmek düşündüğüm gibi tehlikeli olur, ama sahilde toprak büyüsüyle balık tarlasına benzer korunaklı bir alan yapabilirdim.
Ama binde bir de olsa başımıza bir şeyler gelebilir.
Suda bilmediğimiz garip yetenekleri olan yaratıklar vardır belki de.
Böylece ruhumuz bile duymadan korunağın sınırından atlayabilirler.

Eğer ahtapot tarzı bir şey olsaydı erolarda gördüğümüz sahneler yaşayabilirdik, ama tabi köpek balığı olursa Jaws'daki gibi kanlı olabilir.

Yapacak bir şey yok.
Görünüşe göre en iyisi okyanusta oynama hayallerine burada son veriyoruz.
Cidden çok yazık oldu.

'Bu seferlik yüzmek olmasın.Hangi handa kalacağımıza karar verdikten sonra Maceracılar Loncası'na doğru yol alırız.'
'Peki...'

Eris'in morali bozuldu.
Hmmm.
Buna karşın, hala Eris'in vücuduna oldukça yoğun bir ilgim var.
Şu geçen birkaç sene içerisinde bedeni tam olarak nasıl gelişti henüz tasdik edemedim.
Üzerinde kıyafetler varken tahmin etmek çok güç, hal böyle olunca hazır sahil bulmuşken biraz çılgınlık yapmak fena olmazdı, tabi kim bilir neler olurdu.

'Yüzmesek de sahilde oynayabiliriz değil mi?'
'Sahil?'
'Okyanusun kenarında kumul yerler olur ya.Sahil boyunca bu kumsal devam eder hani.'
'Ee bunun nesi eğlenceli?'
Bana mı soruyorsun.

'Ehmmm...Biraz su alıp üstüne falan dökerdik?'
'Rudeus, suratın yine garip şekillere giriyor.'
'He?'
'Kulağa ilginç gelse de, en iyisi başka zaman yapalım!'
Eris neşeyle dedi ve yeri tekmeleyerek kertenkelenin sırtına kondu.

Hakikaten şahane bir sıçrama yeteneği var.
Tamamen ayak bileklerinden aldığı güçle yapılan bir sıçrama.
Biraz da ses efekti eklesek 'guonng' gibisinden bir şey algılardık heralde.
Eris bacaklarını iyi eğitmiş.
Gerçi şuanki hali de iyi ama.
Merak ediyorum acaba gelecekte Ghyslaine gibi dolgun kasları olur mu.
Biraz endişelendim doğrusu.

Kısım 3
İlk olarak han işini hallettik, kertenkeleyi ahıra bıraktık ve Maceracılar Loncası'nın yolunu tuttuk.
Toplantıyı yatmadan önce yapacağız.

Rüzgar Limanı'ndaki Maceracılar Loncası.
Hem sayıca hem de ırk çeşitliliği yönünden diğerlerine nazaran daha kalabalık bir o kadar da gürültülü bir yer.
Manzara aşağı yukarı aynıydı, ama sanki burada İnsan ırkından daha fazla kişi vardı.
Milis Kıtası'na geçersek eminim bu oran gitgide artacaktır.

Başlangıcı yine klasik rutinimizle yapalım.Duyuru panosuna doğru yürüdüm.
'Tez zamanda okyanusu kat etmeyecek miydik?' diye sordu Ruijerd.
'Sadece bir göz atayım dedim.Hmm, Milis Kıtası'nda para kazanmak daha iyi olacak gibi.'
Milis Kıtası'nda para kazanmak daha kolay.
Çünkü para birimleri farklı.

Milis Kıtası'ndaki para birimini 6 tipte sınıflandırabiliriz: Büyük Banknot, Küçük Banknot, Altın Sikke, Gümüş Sikke, Büyük Bakır Sikke ve Bakır Sikke.
Taş sikkenin bir yene denk geldiğini varsayarsak yine:

-Büyük Banknot = 50.000 yen
-Küçük Banknot = 10.000 yen
-Altın Milis Sikkesi = 5.000 yen
-Gümüş Milis Sikkesi = 1.000 yen
-Milis Büyük Bakır Sikke = 100 yen
-Bakır Milis Sikkesi = 10 yen

Böyle bir şey oluyor işte.

Büyülü Kıta'daki B seviye görevler genelde 15-20 Küçük Demir Sikke değerinde mükafat verir.
Eğer bunu Taş Sikke cinsine çevirirsek 150-200 taneye denk geliyor.
Eğer ki Milis Kıtası'nda da B seviye görev için alttan 2. sıradaki para birimi verilirse mükafat olarak bu 15 Büyük Bakır Sikke eder.
Bunu da çevirirsek 1500 Taş Sikke eder.
Yani tam olarak 10 kat fazlası.Milis'te para kazanmak bizim için daha iyi olur.

Amma ve lakin, gemi ayrılana kadar bir sürü vaktimiz olacak, yani önünde sonunda burada görev yapacağız.
Çoğunlukla B seviye görevler olmak üzere.
A ve S seviye görevler tehlikeli olmaları yetmiyormuş gibi bir de üstüne minimum birkaç günden tutun da bir haftadan fazla bile sürebiliyor.
Devamlı birkaç günlük periyotlarda çeşitli görevler yapmak istiyorsak, B seviye görevler ideal.
Bu yüzden B seviye görevleri alamayacağımız S rütbesine yükselmek gibi bir niyetimiz yok.

A rütbesine ulaştığında zaten S seviye görevleri de alabiliyorsun.
Hal böyle olunca ne diye S rütbesine yükselmekle uğraşalım diye sordum kendime.
Görevli personele bu konuyu danıştım, denilene göre S rütbesine yükselince çeşitli ayrıcalıklar elde ediyormuşuz.
Han ücretleri çok daha ucuza geliyor ve Lonca sana daha kazançlı işlerde öncelik gösteriyor, özellikle araştırmasam bunları öğrenemezdim.
Ayrıca, kontratı bozan şeylerin çoğunluğunu görmezden geliyorlarmış.
Bu tarz şeyler.

Eğer A seviye görevlere odaklanırsak, A rütbede kalmak, S rütbesine yükselmekten daha etkin para kazanmak açısından.
Bahşedilen ayrıcalıklar, maceracıların labirentleri keşfederken çok işine yaramasına rağmen.
Biz henüz labirent keşfine çıkmadık.
Tehlikeliler ve çok zaman alıyor.
Çabalarımızı B görevlere odaklıyoruz.
Saydığım sebeplerden ötürü S rütbesine yükselmek gibi bir niyetimiz yok, şimdilik.
Gerçi Eris bir denemek istiyor gibi.
Bilakis konu aslından baya şaştı.

Her neyse, para kazanmak amacıyla Maceracılar Loncası'na girdik.
Milis'te kazanmak daha karlı olacağından bir an önce gemiye binmeye çalışacağız.
'Aklıma gelmişken, gemi nereden kalkıyor acaba?'
'Liman.'
'Demek istediğim, liman nerede?'
'Bir sorup bakalım o zaman.'

Tezgaha yöneldim.
Başında muhtemelen insan ırkından bir kadın vardı.
Neden tezgahlarda hep kadınlar oluyor?
Ve neden koca memelilik oranı bu kadar fazla?
'Şey, biz Milis Kıtası'na gitmek istiyorduk da, oraya geçmek için nereye gitmemiz gerekiyor?'
'Bu soruları denetim merkezinde sorabilirsin.'
'Denetim merkezi mi?'
'Gemiyle seyehat ederken ulusal sınırları terk edeceğinizden dolayı.'

Bu sorun ülkeler arasında bir mesele olduğundan Lonca yetkilerinin dışında kalıyor olsa gerek.
Hal böyle olunca Lonca personelinin bu konuda açıklama yapmak gibi bir yükümlülüğü yok heralde.
Hmm, madem öyle şu denetim merkezine gidelim bakalım.
Belki orada daha detaylı bir açıklama duyabiliriz ha?

'Hey sen!'
Tam böyle düşünüyorken.
Loncada bir bağırtı duydum.
Sırtımı döndüğümde Eris insan ırkından birini yumrukluyordu.
Bizim nükleer savaşbaşlığı bugün de enerjikliğinden ödün vermiyor.

'Sen kime nereye dokunduğunu sanıyorsun be?!'
'B-bu bir kazaydı! Kim senin gibi bir velete dokunmak ister ki?!'
'Kaza, değil beni alakadar etmez! Özrün kabahatinden büyük!'

Eris Demon-God dilinde baya akıcı konuşmaya başladı.
Ve akıcılığı arttıkça, girdiği kavgaların sayısı da o denli arttı.

'Gyahahaha! Bu da ne, kavga mı var?!'
'Aman aman!'
'Hey hey, sakın bir veletten dayak yiyeyim deme!'

İşe bakın ki maceracılar arsaında kavga çıkması o kadar gündelik bir hale gelmiş ki Loncadaki kimse ayırmaya tenezzül etmiyor.
Üstüne üstün bir de bahis başlatan personeller türemiş.
'Ezip geçerim seni!'
'Tamam.... bağışla, ben kaybettim, bırak gideyim, şu bacağımı bırak artık?!!'

Tam bunlar aklımdan geçerken Eris adamı çok geçmeden yerle bir etti.
Eris'in insanları köşeye sıkıştırma kabiliyeti son günlerde iyice güçlendi.
Daha başkalarına dokunmadan millet tırsmaya başlıyor, başarıyla köşeye sıkıştırma işini tamamlıyor.
Ne diye bu kadar kızdın ki? Diye düşünürken bir bakmışsın adam yere yatmış karnına tekmeyi yiyor.
Etraftaki C rütbeli maceracılar durdurmak için kıllarını dahi kıpırdatamıyor.
Adam hatrı sayılır bir miktar darbe yedikten sonra Ruijerd durdurmak için işe koyuluyor.

'Yeter.'
'Ne diye durduruyorsun beni?!'
'Dersini almıştır artık, bu kadarı yeterli.'
Bu sefer de Ruijerd onu kedi gibi taşıyarak durduruyor.
Adamsa bir taraflarını tutup hemen kaçmaya koyuluyor.

'Bunlar kafayı yemiş be!'
Alışık olduğumuz manzaralar.
Açıkçası engel olamıyorum.
Onu durdurmak için arkadan yakalasam, ellerime hükmedemiyorum kendiliğinden harekete geçiyorlar.
Ellerim işe koyulduğu zamansa abuk subuk yerleri tutuyor ve sonuç olarak ölene kadar dayak yeme sırası bana geliyor.

'Bir keltoş ve kızıl saçlı şirret bir ufaklık?! Yoksa siz [Ölü Son] musunuz?' 
Birinin bunu haykırdığı an Lonca birden sessizliğe büründü.
'[Ölü Son] derken, hani şu Supard ırkı mı?'
'Ahmak! O partinin adı bir kere.Son zamanlarda çakma oldukları dillere düşmüş ya!'
'Ama ben hakiki olduklarına dair söylentiler de duydum.'

Eh?
'Şirret olabilirler, ama aslında kötü değiller?'
'Hem şirret olup hem de iyi biri mi, kendinle çelişmiyor musun?'
'Yani aslında tamamen kötü değiller değil mi?'

Fasa fiso.
Loncanın tamamını bir uğultu sarmaya başladı.
İlk defa başımıza böyle bir şey geliyor.
Görünüşe göre baya meşhur olmuşuz.
Acaba burada Ruijerd'in adını yaymaya çalışmasak sorun olur mu ki?

'Yani sonuçta sadece 3 kişi A rütbesine ulaşmış ama?'
'Ah, bu harika elbette, ama ister gerçeği olsun ister sahtesi olsun, şu ikisini gördüm ya inanırım ben.'
'[Mad Dog Eris] ve [Watch Dog Ruijerd]'di değil mi?'
***Yani Vahşi Köpek ve Gözcü Köpek diye çevirmeyi gereksiz buldum böyle kalsın olur mu?

Vayy, Eris ve Ruijerd'e bir de lakap takmışlar!
Üstüne üstün bir de [Mad Dog]'la [Watch Dog] he?
Açıkçası merak ettim niye ikisinin de lakabı köpek?
Acaba ben ne cins bir köpeğim?
En iyisi biraz daha bekleyip görmek.
Muhtemelen [Fight Dog] falan olamaz.
Yani öyle havalı bir şey olacağını hiç sanmıyorum.
Öyle pek cesurca bir şey gibi de olmaz heralde.
Ben koysam [Butter Dog] falan derdim ama...
***Evet yine aşmış bir benzetme kullanmış, kadınların mahrem yerini yalamaya alıştırılmış köpek anlamına geliyormuş, bunu tereyağı koyarak yapıyorlarmış ondan Butter Dog, sasuga Rudeus sapıklıkta bir dünya markası

Gerçi geçen sene içerisinde kendimi daha çok operasyon kulesi gibi buldum.
Tabiki bir isim konacaksa zekayla ilgili olmalı.
[Patient Dog] mu olsa?
***Sabırlı Köpek

'O zaman arkadaki bücür de [The Owner Ruijerd] olmalı?'
'[The Owner]'ın aralarında en kötü karakterli olduğunu duymuştum.'
'Aynen, onun hakkında ne duyduysam hep kötü şeyler.'
***[The Owner Ruijerd] derken Ruijerd'in sahibi, Ruijerd azılı bir hayvansa Rudeus da dize getiren bir bakıcı olsa gerek

Ve...ben...
Benim...adım...hatırlanmadı bile.
Gerçi sık sık kendimi Ruijerd diye tanıttığım doğru, yine de...
Ne zaman yolculuğumuzda iyi bir şey olsa hep 'Bizim adımız Ölü Son'dan Ruijerd, memnun olduk.' derim.
Ve ne zaman kötü bir şey olsa kötücül bir kahkaha atıp 'Guahahahha Rudeus'um ben' diye kendimi takdim ederim.
Hal böyle olmasına rağmen, nasıl oldu da ikisini karıştırdılar?

Hmmm.
Geçen sene içerisinde o kadar aktif olmamıza rağmen adımın hatırlanmaması üzerine ben şok.
Eh, kimin umrunda.
Adım kötü yönde pazarladım, tabi gerçek adım bu da değil ama olsun.
Ayrıca The Owner lakabı da fena değilmiş.
Eris'e hemen bir tane tasma takıp ortalıkta gezdiresim var.

'Öyle ama bu ufacık.'
'Eminim şeyi de ufacıktır.Sonuçta bir çocuk!'
'Hey hey, şeyi küçük dersen köpeği kızdırırsın!'
'Gyahahahaha!'
Ne diyorlar diyordum ki tamamen alakasız bir şeye gülüyorlarmış.
Hayal kırıklığına uğrattığım için kusra bakmayın.
Son zamanlarda benimki hayli büyüdü de.

Ah, hay aksi.
Eğer böylece gülüp geçmelerine izin verirsem Eris yine kafayı sıyıracak.
Diye düşünüyordum ki bir baktım çaktırmadan bana doğru kızarmış bir suratla bakıyordu.
Eh, ne tatlı.

'Eris, ne oldu?'
'Yok bir şey!'
Dyufufufu.
O kadar ilgini çektiyse sorun değil bu gece duş alırken beni dikizleyebilirsin.
Ney? Hee o mu, merak etme Ruijerd'e gereken telkinde bulunarak geçmene izin vermesini sağlayabilirim.
Ah hazır konusu açılmışken, neden beraber banyo yapmıyoruz.
Eğer öyle olursa arada bir kayabilirim, hani arada olur ya elimle, ayağımla, dilimle veya tüm bedenimle.

Şaka bir yana.
Denetim merkezine yol alsak iyi olacak.
The Owner adına yakışacak bir şekilde, mekanı eşsiz haysiyetimle terk ettim.

'Eris-san! Ruijerdoduria-san! Gidelim!'
'Niye arada bir ismimi yanlış söylüyorsun...'
'Hmph!'
Biz Maceracılar Loncası'nı terk ederken tüm bakışlar üzerimizde toplanmıştı.

{ 15 yorum ... read them below or Comment }

  1. Ellerinize sağlık uzun zamandır bekliyorduk 😊

    YanıtlaSil
  2. Harumiruyuma4 Ekim 2016 19:50

    Hahahaha suan ne kadar mutluyum anlatamam geri donmenize cok sevindim :)
    Bölüm için çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  3. çeviri için teşekkürler :D

    YanıtlaSil
  4. Devam etmenize sevindim. Çin novellerinden sonra tüm japon novellerinin ne kadar saçma ve sinir bozucu olduğunu keşfetmiştim. Ondan sonrada japon novellerini hiç okumadım. Bu seriyi ingilizce olarakta bitirdim. Ne kadar klasik japon serilerindeki gerizekalılıklar devam etsede okuduğum en iyi novellerden biri ve benim açımdan en iyi japon novelidir.
    Müthiş karakter dizaynları, karakter çeşitliği, güzel ilginç hikaye, güzel evren, güzel hikaye anlatımı, iyi düşünülüp dengelenmiş güçler(büyücü, kılıç ustası vb.), anakarakterin müthiş potansiyeli vb. daha aklıma gelmeyen çok iyi yönleri var.
    Kötü yönleri klasik japon gerizekalıkları var. Anakarakterin kendisini öldürmeye çalışanları öldürmemesi, gereksiz herşeyde vicdan yapması:), gereksiz japon sapıklıkları, çok müthiş potansiyeli ve gücü olmasına rağmen bunları tam olarak geliştimemesi, güçlü olmasına rağmen ezik muamelesi görmesi... elinden geleni yapmasına ve mütjiş şeyler yapmasına rağmen yine (klasik japon gerzekliliği) hor görülmesi, herşeyin suçlusu omuş gibi suçlanması!, ileride gelen (fazla spoiler olmasın diye farklı şekil söylüyorum) kehanet tarzı bir olayın çıkması ve karakter ne yaparsa yapsın işin içinden kehanetle ilgisi bir şey çıkar diye bizi ve karakterleri paranoyaya sürüklenmesi(bu tip şeyleri hiç sevmiyorum seven varsa belki hoşlarına gidebilir)

    YanıtlaSil
  5. ellerine sağlık devamını bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
  6. En sevdigim seri geldi :D yalniz rudeus sapikligin yaninda daha da guclenmeye odaklansa guzel olurdu :/ elinize saglik !

    YanıtlaSil
  7. eline sağlık tekrar başlamanız güzel olmuş

    YanıtlaSil
  8. eline sağlık okul nasıl gidiyor :3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nolsun işte 3.haftaya girdik hastanede dahiliye stajlarında dolanıyoz :d

      Sil
  9. Ohoooo. Yıl geçecek son bölümle aradaki zamandan.

    YanıtlaSil
  10. Ne zaman yeni bölüm gelecek? Özledim be..

    YanıtlaSil

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan