Posted by : Natsume



Çevirmen: Euphia

6 Gün Önce
“Alışverişiniz için teşekkürler!”
Kasabın her zamanki gibi coşkulu sesi arkamda yankılandı. Umbrella malikanesine giden yolu yürümeye koyuldum. Dün sırtımda devasa bir La Bier balığı taşıyordum, bugünse onun yerini kahverengi bir inek bacağı ve taze soğan aldı. Sanki iki elimle silah misali sığır inciği ve soğan kullanıyor gibiyim.
Yayaların gözleri üzerime dikilmiş halde, hızla yürüyorum. Aslında şöyle bir düşününce, Umbrella malikanesinin akşam yemeği her zaman şehrin insanlarına sergileniyor. Dün La Bier güveciydi, bugün de soğanlı biftek çorbası.
Köşeyi dönüp Venus Fountain Plaza’nın içinden geçerek Commerce bulvarına varıyorum.
Oval şehri, etrafından akan su yollarıyla resmedilmeye değer. Yukarıdan baktığınızda oval bir biçimi var. Bölgeye eskiden seller musallat olurdu, fakat hem turist hem de şehir nüfusu, drenaj sistemi ile kanalizasyonlar tamamlandığından beri durmaksızın artıyor. Ah, bu arada, Profesör’ün iş yeri – Oval Üniversitesi Birinci Robotik Laboratuarı – şehrin en yüksek binasına sahip.
Robot araştırmaları merkezi neredeyse tamamen turistik bir işlev kazandı, yani Oval Şehri sakinlerinin robotlara karşı fazlasıyla hoşgörülü olduklarını söyleyebiliriz. En azından otobüslerde veya restoranlarda ‘Robotların Girmesi Yasaktır’ gibisinden tabelalar yok. Fakat bunun gibi bir şehirde dahi, herkes robotlara karşı müsamahalı değil. Az önce, birkaç ev kadını “Baksana! Şu o kadın profesörün robotu”  “Ne ayıp..…”  diye dedikodu ediyorlardı. Konuşmalarını kasıtlı olarak dinlemedim, sadece yakınımdaki sesleri otomatik olarak algılamamı sağlayan bir altprograma sahibim.
Öncelikle, şunu belirtmeliyim: Profesör tarafından ev işlerini çekip çevirmek için yaratılmış sıradan bir robotum, ve sertifika numaram HRM021-alfa. Görevim tüm ev işlerini yapmak ve Profesör ile sohbet etmek. Gerçekten de bunun ötesinde bir şey yok. Bazı insanlar dedikodu yapmaya bayılıyorlar, ve genelde söylentiler zamanla kötüleşir. Bu kötü niyetli yorumların arasında baş robot araştırmacısı Wendy von Umbrella’nın lezbiyen olduğu ve genç kızların modellendiği robotlara hastalıklı bir ilgi duyduğu gibisinden şeyler var. Muhtemelen Profesör bekar olduğu ve kendisine yapılan tüm evlilik tekliflerini reddettiği için, bu tür dedikodular ortaya çıktı.
Gerçekten de “o tür şeyler” için robotları kullanan birkaç insan var. Bunu reddetmem mümkün değil, o pazar diliminin gelirleri robot endüstrisinin büyük bir kısmını kaplıyor. Bazı zengin insanlar aynı modelden bir sürü robot alıp kendilerine ‘sanal harem’ bile oluşturuyorlar.
Bunlar doğru olabilir, ama Profesör o tür bir insan değil.
Ona hizmet ettiğim üç sene boyunca, Profesör asla cinsel isteklerde bulunmadı. O tür şeylerle ilgilenmiyor, hepsi bu kadar.
Profesör, beni bir kazada hayatını kaybeden ‘kız kardeşi’ yüzünden yarattı.
Dört yıl önce bir sonbahar günü, Umbrella kardeşler birlikte gezintiye çıktılar. Arabayı Profesör sürüyordu. Ziyaret edecekleri yere giderken, orta çizgiyi geçen bir kamyonla kafa kafaya çarpıştılar. Hatalı taraf belli ki kamyon sürücüsüydü, ama Profesör kız kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tuttu. O günden beri, Umbrella malikanesinde araba yoktur.
Ebeveynleri onlar çok küçükken vefat ettiğinden dolayı, kardeşler destek için birbirlerine dayandılar. Bu kaza, Profesörün aniden yegâne aile üyesini kaybettiği anlamına geliyordu – kız kardeşini.
Kız kardeşi Iris Rain Umbrella’ydı. Yani benim adım da öyle.
Ben onun kız kardeşinin ‘yerine koyulmuş’ birisiyim. Aynı normal sigaraların yerini alan circlet sigaralar gibi, biz de gerçeğini aynen taklit eden taklitleriz. Görüntüm her defasında Profesör’ün gözlerine yansıdığında, bana değil, kız kardeşine bakıyor.
Bununla bir problemim yok. Profesör her zaman bana sevgiyle davrandı; eğer dışarı çıkıp oynamak istiyor ya da bir şey talep ediyorsam, genelde ricalarıma kulak verir. Ve en önemlisi, bana karşı nazik. Eğer bununla da mutlu olamıyorsam, bu memnun etmesi zor biri olduğum anlamına gelir.
Bazen, — yalnızca bazen göğsümde gül dikeninin batması gibi ufak bir acı oluyor, ama buna alışığım.

Bugünkü akşam yemeğinden sonra, haftalık bakımım yapılacak.
“Haydi başlayalım~
Profesör, üzerinde beyaz bir önlükle araştırma laboratuvarına giriyor. Ellerinde kalın bir dosya yığını var. Bu sahneyi gördüğümde ona memnuniyetsiz bir bakış atıyor ve başımı çeviriyorum.
Çünkü bakım sürecinden nefret ediyorum.
“Hareket etme.”
Profesör hemen cebinden bir kalem fener çıkarıyor, klik sesi çıkaran düğmeye basıyor ve ışığı gözlerime tutuyor. Bu işlem beni öldürmek değil, göz bebeklerimin düzgünce çalıştığından emin olmak için.
Ardından, Profesör birkaç kart çıkarıyor ve onları bir sihirbaz gibi abartılı şekilde karıştırıyor, ve önüme yerleştiriyor. Gördüğüm resimleri hemen sayıyorum“Yıldız, haç, elma, kare.”
“Mükemmel.”
Dinamik görüntü sistemim düzgün işliyor gibi görünüyor.
Sonra, Profesör çocukla ilgilenen bir dadı gibi ağzını açıyor: “Pekala, aaahh~” Aniden, biraz utanmış hissediyorum. Profesör eldivenli parmaklarıyla ağzımı açıyor ve dikkatlice muayene ediyor. Tuhaf uff, puff sesleri çıkarmadan edemiyorum.
Profesör sonuçları hızlıca yanındaki kağıda not alıyor, bakımın ardından devlet ofisine gidecek resmi bir evrağa. Kanun, sıradan bir ev robotunun senede iki kez düzenli kontrolden geçmesi gerektiğini söylüyor.
Benim için bu süre, her hafta. Muhtemelen yeni model bir robot olduğum için, çeşitli kontrollerden geçmem gerekiyor.
“Sırada cilt kontrolü var.”
işte geldi! Cilt kontrolü!
İsminden de anlaşıldığı gibi, cilt yüzeyim kontrol edilecek. Bu da demek oluyor ki
Kıyafetlerimi çıkarmalıyım.
“Önce yüzüne bakalım.”
Profesör yüzümü iki eliyle tutuyor ve kendine çekiyor.
Vaaa!
Profesör yüzüme sanki üzerinde bir delik açacakmış gibi bakıyor. Koyu, kehribar renkli gözleri bana daha da yaklaşıyor.
“Hmm…..” Profesör, beni sanki yüzümü yalamayı düşünüyormuş gibi ciddi bir bakışla gözlemliyor. Donakalmış durumdayım, fakat kalbim deli gibi atıyor. Eğer birazcık hareket edecek olsam, yüzlerimiz birbirine dokunacak.
“Yüz derin iyi görünüyor.” Profesör sonuçları kaydediyor. Ardından, sanki hiçbir şey olmamış gibi ekliyor: “Pekala, şimdi elbiselerini çıkar.”
“Pe- Peki efendim…”
Gergin bir biçimde çoraplarımı çıkarıyor ve çamaşır sepetine yerleştiriyorum. Daha sonra, hizmetçi başlığımı, önlüğümü ve elbisemi çıkarıyorum, yalnızca sütyenim ve şortumla kalıyorum. Hiç de üşümüş hissetmiyorum, doğrusunu söylemek gerekirse bedenim ateş gibi yanıyor.
Profesörün kıyafetlerimi çıkarmamı istemesi, edepsiz bir ilgiden dolayı değil. Cilt kontrolü, yapay bedenimde bir çizik ya da değişim olup olmadığını görmek için. Yüz, boyun, omuzlar, kollar, göbek ve sırt, Profesör hepsini ciddi bir şekilde kontrol ediyor.
Ahh….ha.
Yapay cildim Profesör’ün nefesini hissedebiliyor, bu yüzden tüylerim diken diken oluyor. Üç senedir her hafta bu kontrolden geçtiğim halde hala alışamadım.
“Tamam, şimdi sütyenini çıkar.”
“Uuuu…”
“Ne oldu?”
Kendimi zihnen hazırlıyor ve elimi sırtıma götürürken, “Bir şey yok… Boşverin” diyorum. Eğer iş birliği yapmazsam, bu kontrolün aldığı vakti uzatmaktan başka bir işe yaramaz.
Açık mavi sütyenimi alıyor ve beyaz göğüslerimi ortaya çıkarıyorum. Ne çok büyük, ne de çok küçük; Profesör, bu nazik biçimin benim yaşımdaki genç bir kız için mükemmel olduğunu söylemişti. Profesör’ün kız kardeşi örnek alınarak biçimlendirildim, yani muhtemelen onun göğüsleri de böyleydi.
Profesör gözlüklerini çıkarıp dikkatlice bakıyor. O kadar utanıyorum ki, ateş üfleyebilirim.
“Peki, külodunu da çıkar.”
Profesör sonuçları not alıyor ve bir sonraki talimatı veriyor.
Uuuu.
Parmaklarımı küloduma yerleştiriyor ve onu isteksizce çıkarıyorum. Öylesine utanmış haldeyim ki, birazdan bayılabilirim.
Külodumu da çıkardıktan sonra, tamamen çıplağım.
“Görelim bakalım……”
Profesör aniden önümde eğiliyor. Ardından, ‘önümü’ ve ‘arkamı’ yakından inceliyor. Profesör’ün nefesini hissedebiliyorum, ve alnı hafifçe karnıma dokunuyor. Eğer bu sahneyi başkaları görseydi, kesinlikle yanlış izlenime kapılırlardı.
“Hmm….. Bu……”
Profesör’ün sakin sesi bir anda pürüzleniyor. ‘Onları’ bulmuş olmalı.
“Yine mi lekeler?”
Diye soruyorum, Profesör kontrol ederken cevap veriyor: “Evet. Poponun sağ kısmında bir tane var.” Ardından, beneğin yerini göstermek için oraya parmağıyla dokunuyor. Bedenim hafifçe titriyor.
“Beş santimetrelilk bir çapı var ve açık mor renkte….”
Profesör kağıda lekenin özelliklerini not alıyor. Bir sebepten dolayı, bazen bedenimde ufak benekler beliriyor. Yerleri değişiklik gösteriyor. Bazen yüzümde bile çıkabiliyorlar. En başta çok şaşırmıştım, ama şimdi alıştım.
“Düzeltilebilir mi?”
“Tabii ki.”
Profesör kalem şeklindeki fenerinden de ince bir cihaz çıkarıyor ve onu arkama bastırıyor. Bu metod optik segregrasyon olarak adlandırılıyor, ya da sadece ‘yapay bedenimdeki lekeleri temizlemek’.
“İşte.”
Profesör, popoma bir şaplak atıyor. Hafifçe dokunuyor ve sonra hemen sütyenimle külodumu giyiyorum. Bugünkü benek ufak olduğu için şanslıyım. Eğer büyük olsaydı, orada çıplak bir şekilde oturmaya devam etmek zorunda kalırdım.
“Ufak bir ara verelim.”
Bunu söyledikten sonra, Profesör araştırma laboratuvarından çıkıyor. Burada sigara içmek yasak olduğu için, cirgarasını koridorda içecek.
***İlk bölümde de geçtiği üzere circlet sigara->cirgara , yani cigara değil
Kontrol nihayet sona erdi. Rahatlıyor ve iç geçiriyorum.
Profesör’ün şeref ve haysiyeti adına, birazcık açıklamalıyımProfesör beni kişisel olarak kontrol ediyor ve başka bir uzmana götürmüyor, çünkü eğer onun kontrolünü reddedersem başka uzman kuruluşlara gitmem gerekir. Çıplak vücudumu erkek teknisyenlere göstermek zorunda kalırım. Düşüncesi bile korkunç…
Dolayısıyla, Profesör robot teknisyenliği sertifikası alıp kontrolümün sorumluluğunu kendisi omuzlandı. Ayrıca bu, değişik devlet dairelerine gitmenin yoruculuğunu da ortadan kaldırıyor. Evde bu şekilde kontrol edilebiliyorum, çünkü Profesör beni seviyor.
Bunu anlıyorum, fakat…
Beş dakika sonra Profesör gelip sandalyesine oturuyor, “Pekala..” diyerek kollarını bağlıyor. Halen bir sürü kontrol dosyası var, ve zihinsel devrelerimin, hareket kontrol mekanizmamın ve güvenlik devrelerimin kontrol edilmesi gerekiyor.
Depresif bir şekilde, profesöre bir çocuğun elinde iğne tutan bir doktora baktığı gibi, kinle bakıyorum.
Bakışlarımı fark edince, Profesör şımarık bir kızın tuhaf ses tonuyla soruyor: “Aa, Iris hanım, diyecek bir şeyiniz mi var?” Dudakları eğlendiğinin hafif bir göstergesini taşıyor.
“Yok bir şey!”
Yüzümü mutsuzca çeviriyorum.

Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan