Posted by : Natsume


Çevirmen: Hermione
Kontrol/Düzenleme: NatsuJunn
 “Gecenin Ormanı” denen orman, suyun üzerinde yüzen ve rüzgarda savrulan yapraklarla doluydu, öyle ki ormana devamlı ağlıyormuş izlenimi veriyordu. Arada sırada bir kuşun kanat çırpış sesi duyuluyordu, fakat Mimizuku gökyüzüne baktığında hiçbir hayvanın varlığını göremedi. Uzaktan, birinin hırıltı sesini duyduğunu düşünüyordu Mimizuku, fakat hiçbir yerde canavar falan göremedi.
Kuro Mimizuku’ya rehberlik etmeye gönüllü oldu, çünkü aksi halde tek başına yürümek zorunda kalacaktı. Mimizuku büyük bir şaşkınlık içindeydi fakat hislerini dile getirecek bir yol düşünememişti.
Üzerinde uçan Kuro’yla birlikte ormanda ilerledi. Zincirler, o yürürken her adımında büyük bir şakırtıyla gürültü yapıyordu.
Burada pek başka canavar yok, ha…” 
Bu ormanın canavarlarla dolu olduğunu varsayıyordu, düşündüğünden oldukça farklıydı.İç çekti.
“İzlediğin yoldan dolayı böyle oluyor,” Kızın kafasının üzerinden söyledi Kuro. “Gün ışığında Ieri’ler genellikle nehir kenarına gelmezler.”
“Anladım…”
Nehrin boyunca yürürken sağına ve soluna bakındı. Aniden, diz çöktü ve ellerini suya soktu. Suyun akıntısının soğukluğunu hissetti, birkaç kez ellerini ovup yıkadı. Ormanın akarsuyu hüzünlü bir şekilde akıyordu ve su inanılmaz bir şekilde şeffaftı.
Sonra yüzünü ileriye hareket ettirmeksizin, yüzüne nehrin suyunu püskürttü.
Kuro panikle geriye doğru kanat çırptı
“Mi, Mimizuku!”
“Ahhh…”
Mimizuku sırılsıklam yüzünü ve kahküllerini kaldırdı.
“Aa, üzgünüm Kuro,” Mimizuku kaba bir şekilde ağzını silerken, tekdüze bir sesle söyledi. “Off yüzüm incindi!” Mimizuku kaşlarını çattı.
“Ne? Az önce su içmedin mi?”
“Evet, içtim.”
“Eğer su yaralarına sızıyorsa, belki geri çıkarmak en iyisidir.”
Mimizuku durup kendi eline baktı. Kasları zayıfladığı için eli titriyordu ve hala yıkandığındaki ıslaklığıyla parlıyordu.
“Hmm?”
Birkaç kez sıktı ve bıraktı.
“ Eveet”
Boynunu yavaşça yana eğdi, Mimizuku aniden ayağa kalktı
“Tamam Kuro! Hadi gidelim!”
Kuro mırıldanarak onayladı ve Mimizuku’nun başının üstünde uçmaya geri döndü. Görnüşe göre neden konuştuklarını unuttuğundan, Mimizuku başka bir konu hakkında konuşmaya başladı.
“Peki, ‘Gecenin Kralı’ nerede?” 
“Bu yol boyunca düz ilerleyince…”
Kuro kanatlarını çırptı ve Mimizuku’ya baktı.
“Gerçekten ona gitmek istiyor musun, Mimizuku?”
“Gerçekten ne istiyor muyum?” Mimizuku, Kuro’nun söylediklerini tam olarak anlayamadığından böyle yanıt verdi.
“Sana gitmeni söylediğinden söz etmiştin. Eğer bir kez daha onun görüş alanına girersen, kendini artık bir canlı sayamazsın. Eğer onun öfkesini fitillersen, aniden küle dönüp suya karışabilirsin.
“Yenilebilir miyim?”
Bulanık Sanpaku gözleri parıldadı, Mimizuku yenmeyi gerçekten istiyordu.
Kuro bir süre hareketsizce ona dik dik baktı. Sonra sağ  koluna kaldırdı. 
“Bu senin tercihin. Eğer isteğin buysa, olabilir Mimizuku. Eğer fırsat olursa. Eğer kader izin verirse, eğer dünya izin verirse. Belki bir gün tekrar karşılaşabiliriz.”
“Sen de gelmiyor musun, Kuro?”
Kuro, Mimizuku’nun sorusuna güldü.
“Öyle bir şey söylemedim.”
Öyle mi oluyormuş? Mimizuku düşündü, belki de öyledir.
Demek çağırılmadığı için gelemiyor. Sanırım ne demek istediğini anlıyorum. Mimizuku gülümsedi.
“O zaman, ben gidiyorum.”
Orman genişleyerek yeşil ağzını açtı. Fakat Mimizuku öyle korkunç olduğunu düşünmedi. Yalnız başına ormanın içine doğru ilerledi.
Kuro ardında kaldığında Mimizuku tereddüt etmeden ormanın içine doğru ilerledi, o giderken zincirleri şakırdıyordu. Kuro’nun ona artık eşlik edememesi onun ümidini kırmadı. Her şeye rağmen, ormandaki tüm bu uzun yolu kendi başına seyahat etmişti. Tüm bu zaman boyunca, Mimizuku yalnız olmayı dilemişti.
Zincirleri şıngırdarken ileriye doğru yürüdü. Ağaçların etrafını kaplamış sarmaşıktan bir duvara ulaştığında, zorla yolunu açtı ve birden kocaman açık bir meydana çıktı.
“Vay canına.” Mimizuku farkında olmadan söyledi bunu.
Ormanın ortasında kocaman, harap bir malikane vardı. Fakat Mimizuku’nun dikkatını cezbeden bu değildi. Kapının önünde kargalarınkinden daha düzgün ve güzel kara kanatlar vardı. Rahat bir hareketle yukarı kalktılar.
Bu, Mimizuku’nun Gecenin Kralı’yla yüz yüze geldiği ilk andı.
Yeşilliğin yarıklarından süzülen ışık huzmeleri ‘Kral’ denen canavarın gerçek halini görünür kılmıştı.
Mimizuku istemsiz bir şekilde haykırdı. Dişleri zayıfça çatırdadı ve bedeni sanki felç geçirmiş gibi titredi. Bu korku değildi, endişe değildi. Bunun ne olduğunu bilmiyordu. Beynindeki sinirler bu yolağı kullanmayalı uzun zaman olmuştu.
“Ah…” Ağzını yarım bir şekilde açarak, bir şey diyemeden, sadece budalaca bir ses çıkarabilmişti.
“Ah…”
Ne söylemeliyim? Ne söyleyebilirim?
Evet doğru, ona beni yemesini söylemeliyim.
Kız bunu söylemek zorundaydı.
“Neden geldin?”
Gece’nin Kralı duygusuz cümlelerini sarf ederken ince dudakları neredeyse kıpırdamamıştı. Sesi duygularını açıkça ifade ediyordu ve tizdi, tıpkı kılıfsız bir bıçak gibiydi.
O gözler tarafından dik dik bakılmak, normal bir insanın böyle bir bakışla dehşetle donakalmasına neden olurdu, Mimizuku şaşkınlığını sadece hafif bir sarsıntıyla geçirdi.
A-aaa?
Gözler parıldadı.
Gümüş rengindeydiler.
Tıpkı önceki gecenin uyduları gibi, Gecenin Kralı’nın gözleri gümüşi beyaz bir renkle parıldadı.
Ayın rengi, Mimizuku düşündü. Gündüz vaktinde ayın rengi.
Onun hatırladığından farklıydı, ama başka şeylerle karıştırmasına sebep olacak kadar değildi.Önünde muhakkak ki iki küçük uydu, öncekiyle aynı parlaklıkta parıldamaktaydı.
“Çok güzel…”
Mimizuku iç çekti. Bunu duyması üzerine, Gecenin Kralı sevimsiz ve sert bir şekilde kaşlarını çattı. Karmaşık dövme gibi desenler gözlerinin altından yanaklarına kadar uzanıyordu.
Mimizuku, O çok güzel, diye düşündü.
“Burayı terk et. Evine dön. Kız çocuğu.”  sözleri kötü bir niyet taşımıyordu.
Yine de, Mimizuku cevap vermekte tereddüt etmedi.
“Geri dönebileceğim bir yer yok.” Yüksek sesle söyledi. Daha önce hiç kimse Gecenin Kralı’na sesini yükselterek muhalefet etmemişti.
“Geri dönebileceğim bir yer yok. Başından beri ev diyebileceğim bir yer hiç olmadı..!”
Çünkü onu döverlerdi.Çünkü ona daha fazla acı vermekten başka bir şey yapmazlardı.Mimizuku böyle bir yeri daha fazla evi olarak düşünmek istemiyordu.
Mimizuku herhangi bir yere gitmenin oraya dönmekten daha iyi olacağını düşünmek istedi.
“Hey! Bana kız çocuğu deme! Ben Mimizuku’yum! İsmim Mimizuku!”  o kadar bağırmıştı ki başı dönüyordu.Artık alışmıştı, ama kararsız hissediyordu.
Dizlerinin bağı çözüldü ve diz çökerek yere düştü.
“Hey, ye beni.”
Görüşü yavaş yavaş  bulanıklaşmaya başladı.” Uykum mu var? Diye düşündü. Kendisini yemesi için Kral’a yalvarmaya devam etmek istedi, fakat bedenine söz geçiremiyordu. Uyumalıyım.
Bedenin çok  yıpranmış, uyumalısın. Birisi onunla konuşuyordu.
Aaa… Bu çok tuhaf… Keşke biraz su içebilseydim…
“Lütfen… beni ye… Gecenin… Kralı…”
Mimizuku otların üzerine sırtüstü devrildi, kolları açıldı. İki tane ikindi ayı ona doğru baktı.
“Sana yalvarıyorum… Lütfen ye beni…”
Kollarındaki zincirler ağırlaştı ve kolları yere düştü.
Ah, bu beyaz aylar, Gecenin Kralı’nın gözleri çok güzel, Mimizuku’nun sanki yavaşça battığını hissettiği, bataklığa benzeyen uyku sersemliğinde düşünebildiği tek şey buydu.Gözkapakları kapandı.
Hayır… Gözlerimi tekrar açmak istiyorum, diye düşündü Mimizuku, bilinci zayıflarken.Bu tuhaftı. Ne zaman uyumak istese normalde tekrar uyanmamayı umut ederdi.
Eğer bir kez daha bu iki ayı görebilirsem, bir daha gözlerimi açamamışım umurumda olmaz.

Birisi ismini söylüyormuş gibi hissedince göz kapaklarını hafifçe kaldırdı.
Gökyüzü, gün batımı nedeniyle kızıla boyanmıştı. Bilinci yerine geldiği an, bir şey üzerine kanat çırparak geldi.

"Gyah!"
Düşünmeden kurbağa gibi vırakladı.
Gökyüzünden gelen şeye bakmak için göğsünün öne eğdi. Onu gördüğünde gözleri neredeyse yerinden fırladı.
Çikolata renkli sarmaşıklar ve kızıl sabahın görkemli üzümleri gibi arasında daha önce hiç görmediği taze meyveler vardı. Mimizuku’nun gözleri önünde gökyüzünden dağa düşüp külçe gibi oturmuşlardı.
Şaşkınlıktan ağzı açık kaldı ve yukarı baktı. Hafif kırmızı gökyüzüne karşı kanat çırpan Kuro’ydu. Mimizuku’nun kolayca sarılabileceği kadar büyüklükte göründüğü bir uzaklıktaydı.
Kollarını uzatmaya çalıştı ama şaşkınlık hissi buna engel oldu.
“Eh, aa, bunlar ne?” Mimizuku Kuro’ya içinde gömülü kaldığı meyve yığınını sordu.
“Neden, ne gibi görünüyorlar ki?”
Kuro kollarıyla canlı bir balığı havaya fırlattı, kuyruğunu kesti ve nar kafası gibi görünen ağzına yerleştirdi. Kuro onu bütün olarak yuttu ve sonra konuştu.
“Acıkmış olmalısın değil mi? Mimizuku.”
“Ne, ne, ne?”
Mimizuku’nun inanılmaz derecede kafası karışmıştı.
“Hmm. Bunlar… benim için mi?” Kız, meyveleri işaret etti.
“Evet merak ediyorum acaba insanlar da balık yiyebiliyor mu? Kuro Mimizuku’nun yanına uçtu, bir ağaç dalını kavradı ve balık yakalamak için mızrak olarak kullandı.
Havada gösterişli bir şekilde birkaç daire çizdi ve balık birdenbire alevler içinde kaldı. Mimizuku şaşırdı ve kafası karıştı fakat ateş hemen yatıştı ve havada iştah açıcı bir koku yayılmaya başladı. Tuhaf bir şekilde, ağaç dalı biraz bile yanmamıştı. Bunun sonucunda Kuro tatmin olmuşçasına kafasını salladı.
“İşte.” Balığı Mimizuku için uzattı.
“N-ne?”
Mimizuku minnettar bir şekilde kabul etti. Fakat Mimizuku tam olarak neler olduğunu anlayamıyordu ve hala rüyadaymış gibi hissediyordu. Anlam verememesine rağmen balığı ağzına götürdü. İçgüdüleri devreye girince onu oburca tüketti. İçi biraz çiğdi fakat lezzet Mimizuku için o kadar önemli değildi. Yiyebileceği herhangi bir şey onun için güzel demekti.
Böyle bir şeyi daha önce yemiş miydim?  Bu düşünce aklının bir köşesinde hızla yayılıyordu.
“De bakalım Mimizuku. Ölü balık kaçmaya çalışmaz mı? diye sordu Kuro kanatlarını hışırdatarak. Mimizuku gözlerine kadar tüm balığı, etlerini ağzında parçalara ayırarak yedi.
“Hey, Kuro. Neden buradasın?” Mimizuku bulundukları çevreye bakındı. Hala Gecenin Kralı’nın köşkünün önündeydi. Fakat Kral’ın kendisi başka bir yere gitmişti, o yüzden onu hiçbir yerde göremiyordu.
“Hmm” diye yanıtladı Kuro. Kollarını birbirine kavuşturdu. “ Bunu söylemek benim için de çok zor.”
Sonra gökyüzüne uçtu ve Mimizuku’nun kafasının üstünde durdu.
“Burayı terk etmek senin kaderin.Acaba kurtulmana sebep olan gecenin parlaklığı mı? Doğrusu bunu söylemek oldukça zor. Bu yüzden sana sormak zorundayım Mimizuku.”
Mimizuku birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
“Ölümü önemsemeden, burada yaşamak ister miydin, Mimizuku?
“ Eh, gerçekten kalabilir miyim?” Mimizuku yüksek ve sevinçli bir sesle söyledi. “Hey Kuro, kalmam gerçekten sorun olmaz mı?”
“Hiçbir şeyin iyi olacağı konusunda söz veremem. Yarın ölebilirsin belki de, sana uyar mı?” 
Kuro’nun sözlerine gülümsedi ve bir kez daha yere yığıldı.
Bu kadar yiyeceği hızlı bir şekilde yemek karnının ağrımaya başlamasına sebep olmuştu.
“Biliyorsun Kuro…” Kollarından destek aldı ve gülümsedi. Zincirleri şarkı söyler gibi ses çıkardı.
“Benim tek isteğim Gecenin Kralı’nın beni yemek için gelmesi.” Dedi Mimizuku mutlu bir şekilde kıkırdayarak.
Ve sonra, intihara meyilli boynuzlu baykuş hafifçe iç çekti.
***Bölümün başlığı İntihara meyilli Mimizuku diye başlıyordu, yani Mimizuku ayrıca boynuzlu baykuş anlamına da geliyormuş
“Ah, öylece mutlulukla ölebilirdim.”
Mimizuku gülümsedi.
“Hmmm” Kuro belli belirsizce kafa salladı. “İçler acısı bir haldesin.” Diyerek iç çekti.
Mimizuku onun söylediklerini anlamadı, sadece gelişi güzel güldü.
“Hey, Kuro.”
“Evet Mimizuku?”
“Gecenin Kralı çok güzel, öyle değil mi?” dedi Mimizuku mutlulukla.
Kuro nasıl yanıt vereceğinden emin değildi.
“Tabi ki. Ne de olsa o bir kral.”
Mimizuku, onun söylediklerine yine güldü.
Gecenin karanlığı, canavarların ormanını boydan boya kapladı.
Gözleri gökyüzünde gezinirken; Ah, Gecenin Kralı’nın gözleri altına dönüştü, diye düşündü kayıtsızca.
Demek mutluluk böyle bir şeydi.

Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan