Posted by : Natsume


Kısım 1
Uyandığımda kendimi küçük ve kirli bir depoda buldum.
Demir parmaklıklar bulunan bir pencereden içeri güneş ışığı giriyordu.
Tüm vücudum sızlıyordu, herhangi bir yerimde kırık kemik olmadığını tespit ettikten sonra kısık sesle İyileştirme Büyüsü'nü söylemeye başladım.
Ellerim sırtımda birleşitirilip bağlanmıştı, tabi bu benim için hiç problem değildi.
'Pekala.'
Tamamen iyileştim, elbiselerim yırtılmamış.
Güzel.Strateji düzgünce ilerliyor.
Ojou-sama'yı öğrenmeye razı etmek için yaptığımız plan şöyleydi:

1)İlk olarak.Ojou-sama ile beraber giyim mağazasına gidilir.
2)Ojou-sama çok yaramaz olduğundan başına buyruk bir şekilde mağazadan kaçar.
3)Genelde Ghyslaine Ojou-sama'nın koruması olarak yanında olur, ama 『tesadüfe』 bakın ki bu sefer fark etmez.
4)Onu takip etmeme rağmen, ona göre ben ondan daha güçsüz bir veletimdir ve onunla kavga ettikten sonra teslim olup daha fazla dayak yiyen biriyimdir, bu sebeple Ojou-sama beni umursamaz.
5)Onun takipçisi olarak muamele görüp Ojou-sama ile beraber civarı gezeceğiz.Adım adım şehrin ıssız yerlerine gideceğiz.(Ojou-sama maceracılara gıpta eder.)
6)Bu noktada Greyrat ailesinin ayarladığı kötü adamlar ortaya çıkar.
7)Kolayca beni ve Ojou-sama'yı bayıltıp yakında bir şehre kaçırarak kitlerler.
8)Büyü kullanmamla beraber o bölgeden kaçarız.
9)Farklı bir şehirde olduğumuzu fark ederiz.
10)İç çamaşırımdaki gizli parayı kullanıp bir at arabasına binip geri dönmek için yola koyuluruz.
11)Eve dönünce Ojou-sama'ya ders vermeye başlarız.

Şu ana dek 7. adıma kadar bir sorun çıkmadı.
Sırada benim büyüyü, bilgeliğimi, tecrübemi ve cesaretimi kullanarak artistik bir şekilde kaçmamızı sağlamam var.
Gerçekçi olması için yine de rolümü doğaçlamam gerekecek.
Başarıya ulaşır mı bilmediğimden biraz huzursuz hissediyorum...
'...Hm?'
Ama bu yer sanki ayarladığımızdan farklı gibi.
Tüm depo yeri toz içerisinde ve köşede kırık bir sandalye ile delik deşik bir zırh var.
Kaçırılacağımız yerin bu kadar kırık dökük olmayacağını söylememişler miydi...?
Eh, her ne kadar rol olsa bile gerçekçi öğelerin olması bir gereklilik.Öyle olsun bakalım.
'Aghh....hmm...?'
Bir süre sonra Ojou-sama da uyanıyor.
Gözlerini açıyor.Bilmediği bir yerde olduğunu fark ediyor, doğrulmaya çalışıyor, fakat ellerinin sırtında bağlı olduğunu fark ediyor ve sonuç olarak düşüp solucan gibi yere seriliyor.
'Bu da neyin nesi?'
Ojou-sama kımıldayamadığını anlayıp gürültü yapmaya başlıyor.
'Dalga geçmeyi kesin!Kim olduğumu biliyor musunuz benim!? Bırakın beni!'
Ne berbat bir bağırma.Malikanedeyken de böyle düşünmüştüm, sesim düzgün çıksın diye bir düşünce yok hiç.
Acaba tüm malikaneye bir bağırmasıyla sesini duyurabilmek için yapıyor olabilir mi, o devasa malikanede?
Yo.Muhtemelen aklından bile geçmemiştir.Ojou-sama'nın dedesi, Fedoa'nın lordu da sesiyle başkalarını bastıran bir tip.Dedesi sesiyle hizmetçilere ve Philip'e korku salıyor, eminim Ojou-sama buna defalarca şahit olmuştur.
Çocuklar taklit etmeyi sever, özellikle kötü alışkanlıkları.
'Sesin çok çıkıyor boklu velet!'
Ojou-sama ortalığı velveleye verirken kapı birden kabaca açıldı ve bir adam içeri girdi.
Eski püskü elbiseleri var.Tüm vücudu kokuyor ve kaba sakallı bir yüzüyle keltoş bir de kafası var.
Eğer bize üstünde haydut yazan bir isim kartı gösterse kesinlikle inandırıcı olurdu.
Rol yapma kısmı oldukça iyi.Kendi rolümü kötü yapacağım diye endişe etmeme gerek yok artık.
'Kokuyorsun.Yaklaşma bana.Felaket kokuyorsun! Kim olduğumu bilmiyor musun? Ghyslaine hemen gelip seni ikiye bölecek!'
Bam.
Öyle bir ses çıktı ki çok acıttığına şüphem yok, adam Ojou-sama'yı tekmeledi.
Bir hanımefendiden asla beklemyeceğiniz bir ses çıkardı Ojou-sama.
Darbeyle havaya uçtu ve savrulup şiddetlice duvara çarptı.
'Ahmak! Ne diye çok bilmişlik ediyorsun!? İkinizin de lordun torunları olduğunuzu biliyorum tabiki!'
Adam elleri bağlı kımıldayamayan Ojou-sama'nın üzerinde merhametsizce tepinmeye başladı.
Hey, bu biraz fazla değil mi?
'Ah...Canım çok yanıyor...Yapma....Ah...Dur...Of...Dur....'
'Peh.'
Adam Ojou-sama'yı bir süre tekmelemeye devam etti ve en sonunda yüzüne tükürdü.Ardında dönüp bana dik dik baktı.Hemen gözlerimi kaçırınca yüzüme tekmeyi geçirdi ve ben de uçtum bir kenara.
'....Aaahh!'
Bu cidden çok canımı yaktı.Rol icabı olsa bile, bu kadar sert vurmasan olmaz mı?
Bunu dememe rağmen, yaraları iyi etmek için iyileştirme büyüsü kullanabilirim.
'Hmph! Mutlu oldunuz mu şimdi...!'
Diyerek adam depodan çıktı.
Kapıdan çıkarken konuşmalarını duydum.
'Sustular mı?'
'Hee.'
'Öldürmedin onu değil mi? Eğer çok yaraladıysan alacağımız para azalır.'
Ney? Konuşmaları sanki biraz garip.
Eğer sadece rol icabıysa....sorun yok, ama bana pek öyle gelmedi.
Acaba şey, bilirsiniz ya, olabilir mi?
'Ney? Neyse, yapacak bir şey yok.En kötü, oğlanın hayatta olması yeter.'
Eyvah ki ne eyvah.
'...'
Sesleri duyamadıktan sonra 300 e kadar saydım ve Ateş büyüsüyle ipleri yaktım ve Ojou-sama'ya yanaştım.
Ojou-sama'nın burnundan hala kan akıyordu.Gözleri gelip gidiyordu ve ağzıyla garip garip mırıldanıyordu.
Yakından kulak verdiğimde, asla affedemem tarzında bir şeyler diyordu, büyükbabama diyeceğim mi ne ve ardından kulağa hoş gelmeyen bazı tehlikeli kelimeler.
Herhalükarda yaralarını kontrol edip elimle teyit ediyorum.
'Ahhh!'
Ojou-sama'nın gözleri gözlerimle buluşuyor ve acıyı derinden hissetmiş gibi titriyor.
Parmağımı dudaklarımın üzerine götürerek sessiz olmasını işaret ediyorum.
Verdiği tepkiden az çok yaralı yerlerini anlıyorum.
Kemiklerinden ikisi kırılmış.
'Ey şefkatli Tanrıların anası, bu kulunun yaralarını iyileştir ve sağlıklı bir bedene ulaşmasını lütfet.'
Sessizce orta seviye iyileştirme büyüsünün sözlerini söyleyip Ojou-sama'nın vücuduna uyguluyorum.
Fazla mana eklemenin iyileştirme büyüsüne bir etkisi olmuyor.O yüzden tamamen iyileşirmi bilemiyorum.
Umarım kemikleri yanlış kaynamaz.
'Eh? Ehhh? Artık acımıyor...'
Ojou-sama şaşkınlık içerisinde vücuduna bakıyor.
Yaklaşıp kulağına fısıldıyorum.
'Şşş.Bu kadar ses yapma.Hala kemiklerin kırık ve daha yeni iyileştirme büyüsü uyguladım.Ojou-sama, durum öyle gösteriyor ki kötü adamlar tarafından kaçırıldık.Lordun yeminli düşmanları bunlar.Yapmamız gereken...'
Ojou-sama'nın gram umurunda değil dediklerim.
'Ghyslaine! Ghyslaine, kurtar beni! Bizi öldürecekler! Çabuk kurtar beni!'
Hızlıca ipleri tişörtümün altına sakladım ve köşeye koştum.Sırtımı duvara verdim ve ellerimi hala bağlıymışlar gibi arkaya sakladım.
Ojou-sama'nın bağırıp çağırmasıyla adam kapıyı gürültülü bir şekilde açıp:
'Kes sesini!' diyor.
Ve Ojou-sama'yı öncekinden daha fazla tekmeliyor.
Bu kızın anlayış kıtlığı karşısında nutkum tutuluyor.
'Lanet şey.Bir daha bağırırsan öldürürüm seni!'
Beni de iki kere tekmelemeyi ihmal etmiyor.
Oysa hiçbir şey yapmamıştım.N'olur bana vurma.Ağlayasım geliyor...
Ojou-sama'nın yanına giderken böyle düşünüyorum.
'Aghh....Uuuuu...'
Hadlerini aştılar.
Kemiklerine ne oldu bilmiyorum ama ağzından kan kusmasına bakarsak organlarından bazıları yırtılmış olmalı.El ve ayaklarındaki tüm kemikler kırılmış.
Tıbbi şeyler üzerine pek bir bilgim yok, ama duruğum düşündüğüm gibiyse, bu gidişle ölecek değil mi?
'Tanrının gücü cömert bir ekine dönüşsün, ve direnme gücünü kaybedenlere bir kez daha bahşedilsin,[İYİLEŞTİRME]'
Herhalükarda, başlangıç seviye büyüyü biraz olsun iyileştirmek için kullanıyorum.
Ojou-sama artık kan kusmuyor.Belki artık ölmez...Belki.
'Uuu....Ha-hala acıyor, iyileşmeme yardım et....Ah.'
'Yapmayacağım.Eğer iyileştirirsem yine kıçına tekmeyi yiyeceksin, değil mi? Kendi büyü gücünü kullan lütfen.'
'Nereden bileyim ...onu kullanmayı ben?'
'Eğer önceden öğrenmiş olsaydın, şu an kullanabilirdin.'
Böyle deyip kapıya doğru yanaşıyorum.
Sonrasında ne konuştuklarını dinleyebilmek için kulağımı kapıya dayıyorum.
Düşündükçe burada olanları daha garip buluyorum.Ne olursa olsun, Ojou-sama'yı yarı ölü hale gelene kadar dövmek sınırı aşıyor.
'Peki, geçen seferki herife mi satacağız onu?
'Hayır.Fidye istemek daha mantıklı.'
'Yakalanmaz mıyız?'
'Ne fark eder ki.Başka bir ülkeye gideceğiz zaten.'
Sözlerine bakılırsa bizi cidden satmayı düşünüyorlar.
Tanıdık birilerine bize saldırmaları için talepte bulun, bir de bakmışsın gerçeğiyle karşılaşıyorsun.Öyle bir durum mu?
Nerede yanlış yaptık? Bizi kaçırması gereken kişiler bunlar tarafından alt mı edildi? Yoksa en başından beri bunu mu planlıyorlardı? Yoksa Philip cidden kızını satmayı mı amaçlıyordu?
Son olasılık muhtemelen imkansız.
...Her neyse.Şimdi kafamı böyle şeyler üzerine yormayacağım.Ne olursa olsun, yapmam gereken şey değişmiyor.
Sadece 『Güvenlilik』 ögesi eksik kalıyor.
'Satmaya kıyasla fidye daha çok para getirir, değil mi?'
'Herhalükarda, bu gece bir karara varsak iyi olacak.'
'Hangisi olursa olsun, fark etmez.'
Görünüşe göre bizi satmak mı yoksa lorddan fiye almak için kullanmak mı daha iyi olur diye tartışıyorlar.Bu gece buradan ayrılmayı düşünüyorlar galiba.
Eğer öyleyse, hava kararmadan işe koyulsam iyi olacak.
'Pekala.'
Ama, ne yapmalıyım?
Kapıyı kırıp kaçıranlara güzel bir ders mi versem? Onları bir güzel patakladıktan sonra Ojou-sama bana saygı duyacaktır....
Pek öyle olacakmış gibi hissetmiyorum nedense--.
Bence eğer  bağlnamış olmasa kendisinin onlara karşı kazanabileceğini düşünecektir.
Ve sonuç olarak vahşet devam edecektir.Kısaca bu yöntem işlemez.
Ona şiddet kullanmanın herhangi bir avantajı olmadığını öğretmem gerek, yoksa gelecekte de dayak yemeye devam ederim.
Ona çaresizliği tattırmam gerek.
(...Ah.Belki kaçıran herifleri dövmem de mümkün olmayabilirdi zaten.)
Eminim kaçıran herifler Paul kadar güçlüyse kaybederdim.
Eğer öyle olursa, beni öldürürler.Şüphe yok.
Pekala.Ne olursa olsun.Kaçıranlarla münasebete girmeden buradan kaçacağız.
Arkama bakıp Ojou-sama'nın durumunu gözden geçiriyorum.
Öfkeyle bana bakıyor.
Hm.
Herhalükarda görevimi yerine getireceğim.
İlk olarak, toprak ve ateş büyüsünü kullanarak kapının kenarındaki boşlukları dolduracağım.Sonra ateş büyüsüyle iyice eriterek kapıyı hareket etmez hale getireceğim.
Bu kapı açılmayan bir kapı olacak, fakat çok güçlü yüklenirlerse fazla dayanmaz.Bu sadece önlem.
Ondan sonra pencereye doğru yol alıyorum.Odaklanıp ateş büyüsüyle penceredeki demir parmaklıkları eritmeyi düşünmeme rağmen, koparmak için çok sıcak olacağını düşünüp vazgeçiyorum.
Farklı yollar denedikten sonra, su büyüsünü kullanarak pencerenin etrafını çevreleyen toprağı çamur haline getirip pencereyi temelli söküyorum.Bir çocuğun rahatça kayıp geçebileceği kadar büyük bir delik açılıyor.
Böylece kaçış yolu garantiye alınıyor.
'Ojou-sama, görünüşe göre bu sefer lordun yeminli düşmanları tarafından kaçırılmış durumdayız, az önce diğer arkadaşlarını da getirip bize ölene kadar işkence etmek için sabaha kadar bekleyeceklerini duydum.'
'Ya-yalan.... söylüyorsun....değil mi?'
Tabiki yalan söylüyorum.
Ama Ojou-sama'nın suratı hemen sararıyor.
'Henüz ölmek istemiyorum, o yüzden kendi başıma kaçıyorum....Görüşürüz.'
Demir parmaklık olan pencereden arda kalan delikten yukarı kendimi itip kaçıyorum.
Tam o anda kapıdan bir ses duyuyorum.
'Hey, kapı niye açılmıyor!?Ne oluyor be!?'
Kapının diğer tarafından şiddetli yumruklama gürültüleri geliyor.
Kafasını geri çevirerek Ojou-sama kapıya doğrı korku dolu bir ümitsizlikle bakıp sonra bana dönüp birkaç kere tekrar ediyor.
'Ah...Be-beni burada bırakma....Kurtar beni...'
Aree.Ne çabuk duruldun öyle.Şaşırdım doğrusu.
Ojou-sama bile böyle durumlar altında korkuyormuş demek ki.
Hemen yanına gidip Ojou-sama'nın kulağına fısıldıyorum.
'...Eve dönene kadar, sana ne dersem onu yapacaksın.Söz veriyor musun?'
'Dinlemek, dinleyeceğim, dinleyeceğim tamam mı...?'
'Bağırmayacağına söz veriyor musun? Ghyslaine burada değil.'
'Söz, söz...A-acele et, geliyorlar...içeri girecekler....!'
Ojou-sama zoraki de olsa kabul ediyor.
Yüzü tamamen endişe ve korkuyla dolu.Bana vurduğu zamandan tamamen farklı.
En önemlisi tek taraflı dayak yemenin nasıl bir duygu olduğunu öğrenmesi.
'Eğer sözünden dışarı çıkarsan, yemin ederim seni geride bırakırım.'
Kapıyı iyice toprak büyüsüyle sağlamlaştırırken olabildiğince soğuk bir söz söyledim.
Sonra bağları ateş büyüsüyle yaktım ve Ojou-sama'yı tamamen orta seviye büyüyle iyileştirdim.
Son olarak pencere deliğinden yukarı çıkıp Ojou-sama'yı yukarı çektim.

Kısım 2
Depodan yukarı çıkınca buranın farklı bir şehir olduğunu fark ettim.
Duvarlar yoktu.En azından burası Roa değildi.
Köy kadar küçük değildi, sanırım küçük bir kasaba demek daha yerinde olurdu.Eğer yürümeye devam etmezsek bulunmamız an meselesiydi.
'Huuuf.Buraya kadar kaçabildiysek sorun kalmadı demektir.'
Ojou-sama gürültülü bir şekilde konuşuyor.Heme güvende olduğunu mu düşünüyor?
'Eve varana kadar yüksek sesle konuşmayacağına söz vermemiş miydin?'
'Hmph! Ne diye sana verdiğim sözü tutacakmışım ki!?'
Ojou-sama çok doğal bir şeymiş gibi söylüyor.
Bu kahrolası velettt.
'Öyle mi? O zaman burada yolarımızı ayıralım.Hadi görüşürüz.'
'Hmph!'
Ojou-sama umursamayarak homurdanıyor ve arkasını dönüyor.Tam o anda öfkeli bir nara kulağımıza ulaşıyor.
'Lanet hergeleler! Nereye kaçtınız!?'
Ya kapıyı tekmeleyip kırdılar ya da camdan bakıp durumumuzu kontrol etmek istediler ve sonuç olarak demir parmaklıkların yok olduğunu görüp bizim kaçtığımızı fark ettiler ardından.Böyle gerçekleşmiş olmalı.
'...Ahh.'
Ojou-sama ufak bir çığlık attı ve hemen bana doğru koşmaya başladı.'
'Ş-şaka yapıyordum.Bir daha yüksek sesle konuşmayacağım.Beni eve götür.'
'Ben ne Ojou-sama'nın hizmetçisiyim ne de kölesi.'
Hanımefendinin aşağılayıcı tavırları biraz canımı sıktı.
'Ne-ney, özel hocam değil misin işte?'
'Yanılıyor olmayasın?'
'Eh?'
'Ojou-sama memnuniyetsizliğini dile getirdiğinden aslında resmi olarak tutulmadım daha.'
'Ben seni işe alıyorum...'
Başını diğer yana çevirdi, sanki istemiyormuş gibi.
Onunla mutlak bir anlaşma yapmam gerek.
'Şimdi böyle diyorsun.Ama malikaneye vardığımız an az önceki gibi sözünden döneceksin değil mi?'
Kullanabildiğim kadar soğuk bir ton kullandım.
Duygusuzca, öylece söyledim.
Ama sesimden anlaşıldığı üzere, sözünü asla tutmayacaktı.
'Yapmam.Sözümü çiğnemem...Kurtar, kurtar beni...'
'Eğer yüksek sesle konuşmayıp her dediğimi dinleyeceğine söz verirsen, benimle gelebilirsin.'
'A-anlaştık.'
Ojou-sama uysalca başını salladı.
Güzel.
O halde sıradaki aşamaya geçiyoruz.
İlk olarak iç çamaşırımın içinden şu anki tüm servetim olan 5 Büyük Bakır Asura Sikkesini çıkarıyorum.Eklemek gerekirse, 10 bakır sikke 1 gümüş sikke ediyor.İnsanı rahat ettirecek kadar bir miktar değil, ama en azından şimdilik yeterli.
'Beni takip et.'
Öfkeli naralardan uzağa, şehrin girişine doğru hareket ediyorum.
Girişte gözetleme kulesinin etrafında dikilip aylaklık eden bir muhafız var.
Ona bir bakır sikke veriyorum.
'Eğer biri bizi sorarsa, lütfen onlara şehrin dışına kaçtığımızı söyle.'
'Heh? Ney? Velet mi? Anladım, fakat saklambaç falan mı oynuyorsunuz? Hmm, bu kadar fazla para...Soylu ailesinden falan mısınız siz? Hadi canım...'
'Lütfen dediğimi yap.'
'Ahh.Peki tamam.'
Cevabı biraz baştan savma geldi bana, ama en azından bize biraz zaman kazandıracaktır.
Hemen ardından halk taşıma araçlarının bulunduğu meydana gidiyoruz.Fiyatın ne kadar olduğunu duvarda yazan tarifeden teyit ettim çoktan.Ayrıca şu an bulunduğumuz yeri de öğrendim.
'Burası Roa şehrinin hemen yanında bir kasaba, adı Widin.'
Ojou-sama'nın kulağına fısıldıyorum ve görünen o ki sözüne sadık kalıyor ve fısıldayarak konuşuyor.
'Nereden biliyorsun?'
'Orada yazıyor görmüyor musun?'
'Okuyamıyorum...'
Güzel.Çok güzel.
'Eğer anlayabilseydin çok işine yarardı.Çünkü halk taşıma araçlarına kullanma yeri de orada.'
Açıkçası buraya bir günde getirildik.
Bilmediğim bir şehre gelmek beni biraz tedirgin yapıyor.Önceki travmam su yüzüne çıkacak gibi hissediyorum.
Yo.Yo.Daha 'Hello' nerede bilmediğim zamandan artık çok farklıyım.
***ÇN: Hello ilk kitabın prologunda geçiyordu, Japonya'da meşhur bir iş bulma sitesi.
Düşününce, Paul mektuplarında Hello'da çalışanlar gibi geliyordu bana.
Böyle saçma şeyleri düşünürken öfkeli naraların daha fazla yaklaştığını hissettim.
'Piç kuruları! Hangi deliğe girdiniz!? Çabuk çıkın dışarı!'
'!Saklan...!'
Ojou-sama'yı tutup bekleme yerinin arkasındaki tuvalete saklandıktan sonra kapısını kitledim.
Dışarıdan ayak sesleri geliyordu.
'Nereye gittiniz bacaksızlar?'
'Kaçabileceğinizi aklınızın ucundan bile geçirmeyin!'
Uaahhh.Çok korkunç.
Ararken böyle sesler çıkarmasanız olmaz mı? En azından daha nazik ton kullanın.Belki kendim bile teslim olurum.Gerçi bunun olma ihtimali yüzde sıfır.
Sonunda sesler iyice uzaklaşıyor.Bir süreliğine bile olsa rahatlıyorum.
Ama dikkatsiz olamam.Bazen panikleyen kişiler aynı yerleri tekrar tekrar ararlar.
'Sence kurtulduk mu?'
Ojou-sama titrek eliyle ağzını kapatıyor.Tamamen stres altında.
'Eh, eğer yakalanırsak canımız için savaşmamız gerekecek.'
'A-anladım...Peki...!'
'Ama muhtemelen onları yenemeyiz.'
'Ö-öyle mi...?'
Ojou-sama birden gaza gelmeye başlamıştı ki hemen lafımı geri aldım.
Birden dışarı fırlayıp onlarla dövüşürse yandık.
'Ama tam o an, taşıtlar için ücretlere bakarken, buradan yola çıkarsak iki kez taşıt değiştirmemiz gerekeceğini gördüm.'
'....Değişim?'
Ojou-sama 'ne olmuş yani' der gibi bir ifade takındı.
'At arabası sabah saat 8 de yola çıkıyor ve her 2 saatte bir 1 at arabası yola çıkıyor.Diğer kasabalarda da aynı bu.Bu yüzden buradan geçmesi 3 saat alıyor. 4. taşıt ulaşmak üzere.Bu da demektir ki...'
'Demektir ki?'
'Diğer kasabaya ulaşsak bile Roa'ya giden taşıt olmayacak.Geceyi diğer kasabada geçirmek durumunda kalacağız.'
'!....Anladım, aah.'
Ojou-sama bir ara haykıracak gibi oldu, ama sonuç olarak kendini tuttu.
Dikkatli ol, gürültü çıkarma, tamam mı?
'Buradan diğer kasabaya gitmek için 4 Büyük Bakır Asura Sikkesi kaldı, orada bir gece kalıp sonradan Roa'ya yol alacağız.Elimdeki para zar zor.'
'Zar zor...yetecektir değil mi.'
'Evet.Yeterli.'
Ojou-sama rahat bir nefes alıyor.
Ama şu an rahatlama vakti değil.
'Bu tabi eğer ödemelerde bize yalan söylemezlerse.'
'Ödemelerde mi...?'
Bu da neyin nesi? Ojou-sama öyle bir ifade takındı.
Belki daha önce bir şey almak için para kullanmamış olabilir.
'Handaki veya duraktaki görevli bizim çocuk olduğumuzu kafasına göre ihmal edebilir.O durumda gerekenden fazlasını ödemek durumunda kalırız.Öyle olursa hakkımızı savunup doğru olan fiyatı gösterirsek bize doğru tarifeyi uygulayacaklardır.Tabi saymayı falan bilmezsek...'
'Ne olur saymayı bilmezsek?'
'O zaman at arabasına binemeyiz ve kötü adamlar bizi yakalar...'
Ojou-sama'yı yine titreme tuttu, sanki altına edecekmiş gibiydi.
'Ojou-sama.Burası tuvalet.'
'Biliyorum.'
'Peki, ben dışarıyı gözetleyeyim.'
Odadan çıkmak istediğim an elbisemin kolundan çekildiğini hissettim.
'Gitme.'
Heyecanla Ojou-sama'nın işemesine tanık olduktan sonra tuvaletten dışarı çıkıyoruz.
Adamlar ortalıkta yok gibiydi.
Şehrin dışında mı yoksa içinde mi aramaya gittiler emin değilim.
Bizi bulurlarsa, elimden gelen büyü gücümü kullanıp onları hareket edemeyecek hale getirmek.
Onları alt etmek umuduyla dua ettim ve aynı anda köşede beklemeye koyuldum.Süre dolduğunda sürücüye parayı verip at arabasına bindik.

Kısım 3
Sonunda diğer kasabaya vardık.
Ojou-sama'ya dünyanın ne kadar zalim bir yer olduğunu göstermek için kırık dökük bir harabe buldum ve samanlık üstünde uyudum.
Ojou-sama o kadar sıkıntıya vermiş olacak ki kendini uyuyamamış.
Her ses duyduğunda doğrulup korku içinde kapıya bakıyordu.Bir süre sonra bir şey olmadığını görünce ferahlayıp iç çekiyordu.Bu döngü sabaha kadar sürdü.
2.gün ilk taşıta bindik.
Ojou-sama'nın gözleri kan çanağına dönmüştü.Muhtemelen yetersiz uykudan dolayı böyle olmuştu, ama gözlerini kapamaya cesaret edemeyip sürekli at arabasının arkasını gözetliyordu.
Birkaç kez at arabasını yakalayan atlılara denk geldik, ama onlar kaçıranlardan değildi.
Belki de uzun mesafe geride kalmışlardı.Belki vazgeçmişlerdi.
Umursamadan öylece düşündüm.
Birkaç saat sonra hiçbir şey olmadan Roa'ya varmıştık.
Güven aşılayan şehir surlarını geçtikten sonra uzakta duran malikaneyi görebiliyorduk ve kalbim güven duygusuyla dolmaya başladı.
Düşüncelerim bilinçaltımca zaten güvendeyiz yönünde değişmeye başladı.
At arabasından indikten sonra malikaneye doğru ilerlemeye başladık.Adımlarımız hızlı ve çevikti.İlk defa at arabasıyla yolculuk yapıp samanlıkta uyumaktan dolayı ben de yorgun hissetmeye başlamıştım.
Ve sanki bu açığımı yakalamak istermiş gibi---Ojou-sama birden ara sokağa girdi.
Çok dikkatsizce.
'....Eh?'
Ancak 2 saniye sonra fark edebildim.
Sadece 2 saniyeliğine gözümü ondan ayırmıştım ki, o zaman diliminde Ojou-sama ortadan kayboldu.
Cidden havaya karıştığını düşündüm.Gözlerimin köşesiyle Ojou-sama'nın elbisesiyle aynı renkte bir parça kuşağın duvarda olduğunu gördüm.
Hemen takipe koyuldum.
Ara sokağa sapınca iki kişinin Ojou-sama'yı taşıdığını gördüm.
'Hmph!'
Hemen toprak büyüsünü kullanarak bir duvar oluşturdum.
Ellerimden çıkan büyü önlerinde kocaman bir toprak duvar oluşturdu.
Yolları tıkanınca aniden toprak duvarın nereden çıktığına şaşırıp öylece kaldılar.
'Bu ney lan!?'
'Mmmph!'
Ojou-sama'nın ağzı kapalı.Gözlerinde yaşlar kümelenmişti.
İşlerinde gerçekten iyiler, kaşla göz arasında ağzını kapatmışlar.
Ve Ojou-sama tıkanmış gibi duruyordu, yüzü kızarmış.
Düşmanımız iki insan ve ikisi de erkek.
Bunlardan biri beni tekmeleyen vahşi adam.Diğeri muhtemelen onunla konuşan kişi olmalı.İkisi de haydut gibi görünüyordu ve ikisinin de belinde bir kılıç vardı.
'Demek sen o veletsin.Sessizce evine dönebilirdin...'
İki adam birden duvarı görünce şok oldular, ama dönüp bana bakınca gülümsediler.
Vahşi herif hiçbir önlem almadan bana doğru yürüyor.
Diğeri Ojou-sama'yı taşıyor.Başka biri var mı...?
Her neyse, korkutma amaçlı parmak ucumdan küçük bir alev topu atıyorum.
'Ney? Seni piç kurusu!'
Bunu görünce vahşi adam kılıcını çekiyor.
Diğer adam alarma geçip kılıcını Ojou-sama'nın boynuna dayıyor ve yavaşça geri çekiliyor.
'Seni kahrolasıca velet.Neden bu kadar sakinsin diye merak ediyordum.Demek sen muhafız büyücüsün...Bu kadar kolay kaçmanıza şaşmamalı.Kahretsin.Görünüşüne aldandım!Şeytan ırkından mısın!'
'Ben muhafız falan değilim.Daha işe alınmadım bile.'
Şeytan ırkından olmamama rağmen, düzeltmeye gerek yok.
'Ney? O zaman ne diye işimize karışıyorsun?'
'Yo, bundan sonra tutacaklar beni daha doğrusu.'
'Ah, mesele para mı?'
Para için.
Para konusunda haklı.Üniversite'nin harç masraflarını kazanmak istiyorum.
'Bunu inkar edemem.'
Cevabımı dinlerken vahşi adamın ağzının kenarları iyice kıvrılmaya başladı.
'O zaman gel bize katıl.Müşterilerimiz arasında üst tabakadan olan kızları almak isteyen sapık bir soylu var.Eğer fidye alabilirsek o da bir seçenek.Buranın lordu için oldukça değerli biri olduğunu duydum.Bize ne istersek vereceklermiş.'
'Oh...'
Etkilenmiş gibi bir ses çıkardım ve Ojou-sama'nın yüzü birden yeşilde döndü.
Belki ev hocası olmamın sebebinin üniversite harçları için olduğundan haberi vardır.
'Peki, ne kadar kazanacağız?'
'Bu ayda 1-2 altın gibi cep harçlığı değil.Koca bir 100 altın sikkeden bahsediyoruz.'
Vahşi adam gururla söyledi.
Dediğinin ne kadar ettiğini bilmememe rağmen bu herif sanki 'Vayy 1 milyon dolar' gibi bir şey diyor.'Cidden harika değil mi?' sanki anaokulu çocuğu gibi.
'Hehehe, evlat, genç görünüyorsun, ama aslında yaşın daha büyük değil mi?'
'Hmm? Neden öyle düşündün ki?'
'O büyü ve sakin tavırlarınla, bir kere bakmam yetti.Şeytan ırkında böyle bir sürü kişi var.Görünüşünle ilgili sorunların var değil mi? Eh, paranın önemini biliyor olmalısın değil mi?'
'Anlıyorum.'
Hiçbir şey bilmeyen bir insanın açısından, öyle algılamaları normal.Doğru.Benim akılsal yaşım 40'ı geçti.Tamamen haklısın.Sayın haydutlardan beklendiği gibi.
'Evet, bu yaşıma kadar paranın önemini öğrendim.Hatta bilmediğim bir ülkede meteliksiz kaldığım bile oldu.'
'Hehehe.Değil mi?'
Ama ondan öncesine kadar herhangi bir derdim olmadan yaşıyordum.
Yaklaşık 20 yıllık bir NEET yaşamı.Eroge ve internet oyunlarıyla dolu.Hayatımın yarısı öyle geçti.
Oradan bir şey öğrendim.
Ojou-sama'ya ihanet edebilirim.
Veya Ojou-sama'ya giden yolum burada ona yardım ederek başlayabilir.
'O yüzden paradan daha önemli şeyler olduğunun bilincindeyim.'
'Hadi evlat süslü sözlerle kendini kandırma!'
'Bunlar süslü sözler değil.『Dere』'leri parayla alamazsın.'
***ÇN Dere:Bu kavramı illaki biliyorsunuzdur, aşırı ilgi alaka gösteren sevdalı aşık tip.Tsundere, Yandere vs. Mesela Ojou-sama'nın Rudeus'a sakız gibi yapıştığını düşünün.
Hassiktir.Kalbimden geçenleri söyledim.
'Dere mi? O ney?'
Vahşi adamın kafası karışmış gibi, ama uzlaşma mevzu çoktan yok oldu.Sinir bozucu gülümsemesi gitti ve vakur bir ifadeyle kılıcını Ojou-sama'nın boğazına dayadı.
'Rehine benimle birlikte.Elindeki alev topunu yok et.'
'...Havaya atsam olur mu?'
'Yap gitsin.Ama bize atayım deme.Hızlı olsan bile, elimdeki kılıç kadar hızlı olamazsın.Bu sürpüntünün boğazını kesip kendime kalkan diye kullanırım.'
Söndürmemi istemedi.Hayır.Belki bilmiyordu.
Büyüyü fırlatana kadar olan kısım otomatik oluyordu.
Eğer daha önce büyü öğrenmediyse bu noktayı bilemezdi.
'Anlaşıldı.'
Alev topunu fırlatmadan önce manamı kullandım.
Farklı tipte bir alev topu oluşturdum ve sonrasında garip bir sesle beraber fırlattım.
Havada muazzam bir patlama vuku buldu.
'Ney!'
'Höö!?'
'Mmmmmph!?'
Kulak tırmalayan bir patlama gerçekleşti.Herkesin yukarı baktığığında parıldayan ışık patlamaları vardı ve deriyi yakan bir sıcaklık yayıyordu.
Koşmaya başladım.
Koşarken büyü yapıyordum, en çok kullandığım iki büyü.
Sağ elimde hava büyüsü [Gerçek Sonik Patlaması].
Sol elimde toprak büyüsü [Kaya Topu].
İkisini de üzerlerine fırlattım.
'Ahhh!'
Sonik patlama Ojou-sama'yı taşıyan adamı vurdu.
'Argh!'
Ojou-sama adamın kollarından düştü ve güvenli olacak şekilde yakaladım.Prenses taşır gibi.
'Tch! Sakın küçümseyeyim deme beni!'
Diğer adama baktım ki kayayı ortadan ikiye kesmiş.
'Uaahh...'
Hassiktir.Kayayı ikiye bölebilmiş gerçekten de.Hangi stili kullanıyor bilmememe rağmen bu çok kötü.Eğer Paul kadar iyiyse sıkıntı yaratacaktır.Böyle bir rakibe karşı kazanamayabilirim.
'Aaahhh...!'
Ateş ve havayı kullanarak kaynaşmış büyü ile ayağımın kenarına şok dalgası oluşturdum ve ters yöne doğru uçtum.
Bu şok dalgası bacak kemiklerime zarar vermeyecek kadar güçlü tabiki.
Hemen ardından az önce bulunduğum yere kılıç darbesi indi.Kılıç havayı keser gibi bir ses bırakarak burnumun ucunu yaladı geçti.
Bu aşırı riskli.
Ama en azından Paul kadar hızlı değil.O zaman tek yapmam gereken odaklanıp bu adamın üstesinden gelmek.Zihnimde kılıç ustalarına karşı defalarca kez savaştım.Çalışmalarda yaptıklarıma uyarsam bunu başarabilirim.
Diğer büyüyü havada hazırladım.
İlkin adamın suratını hedefleyen bir alev topu.
Hızı birazcık yavaş.
'Sadece bu yeterli!'
Adam hemen alev topunu fark etti ve kılıcını kaldırarak yüzleşmeye hazırlandı.
Kılıcını indirmesinin hemen ardından su ve toprak büyüsünü kullanıp ayaklarının altında yutan bataklık oluşturacağım.
Alev topunu karşılamış olsa bile ayakları yoğun bir çamura gömülmüş olacak.Hareket etmesi engellenecek.
'Nee!?'
Harika.Kazandık.
Bundan eminim.
Düşmanlar kaçamaz halde ve alev toplarımı engellemeyi başarsalar bile çoktan menzillerinden çıktım.Ojou-sama'yı taşıyor olmama rağmen insanların olduğu bir yer bulduğum an zafer bizimdir.O durumda yardım çağırabilirim.
---Tam böyle düşünüyorken.
'Kaçabileceğini mi sanıyorsun!'
Adam aniden kılıcını fırlatıyor.
Hemen ardından Paul'un dersleri zihnimde canlanmaya başlıyor.North-God stilindeki eğer bacaklar yaralıysa kılıcı fırlatma tekniği.
Uzaktaki bir düşmana kılıcı fırlattığınız bir teknik.
Kılıç süratle bana doğru uçuyordu.
İçgüdüsel olarak ondan kaçamayacağımı hissettim.
Kılıç sanki ağır çekimde kesme sahnesindeymiş gibi uçuyor.
Hedefse kafam.
-------Ölüm.
[Ölüm]kelimesi ardından kafamın içinde yankılanmaya başlıyor.
Gözlerimin önünde açık çay renginde bir şeyler uçuşuyor.
Aynı anda vazo gibi bir şey yerde parçalanıyor ve kılıç yere düşüyor.
'Eh?'
Önümde birinin sırtını görüyorum.
Geniş bir sırt.Başımı kaldırdığımda kafasındaki kulakları görüyorum.
Bu Ghyslaine Dedorudia.
'Gerisini ben hallederim.'
Bunu demesiyle elleri belindeki kılıca gitti, --- kırmızı bir ani kesim darbesi havayı ikiye ayırdı.
'....Ah?'
Yutan bataklıktaki adamın kafası yere düşüyor.
O kadar uzakta olmasına rağmen, kılıcın oraya erişme ihtimali olmamasına rağmen.
'Sen nereden çıktın be...'
Ghyslaine'in kuyruğunun kıpırdadığı an, diğer adamın kafası da yere düştü.
Bam.Öyle bir sesle.Buradan duyabilidim.
Zihnim bunu algılayamadı bile.
'...'
Dalgınlıkla birkaç metre ilerideki ikilinin yeri boylamış bedenlerine bakıyordum.
Bu gerçekten gerçekmiş gibi durmuyor.Ne oldu? Hiçbir fikrim yok.
Eh? Öldüler mi?
Aklımda bu sorular uçuyordu.
'Hm, Rudeus.Sadece 2 düşman mı vardı?'
Soru sorulunca kendime geldim.
'Ah, evet, teşekkürler Ghyslaine nee-chan.'
'Nee-chan'a gerek yok, Ghyslaine yeterli.'
 Ghyslaine dönüp başını salladı.
'Havada aniden bir patlama gördüm ve bakmak için koşarak buraya geldim.Görünüşe göre kararım doğruymuş.'
'Ne çabuk.Adamları hemencecik yendin...'
İlk büyü kullandığım andan beri bir dakika olmamıştı.
Neresinden bakarsanız bakın çok hızlı.
'Yakınlardaydım ve çok hızlı falan değildi.Dedorudia savaşçısı için öyle bir düşman hemen halledilebilir.Ama Rudeus, bu senin North-God stili ile ilk dövüşün öyle mi?'
'İlk defa birbirimizi öldürmeye çalıştığımız bir durumla karşı karşıya geliyorum.'
'Öyle mi?Dikkat etmelisin.Bu herifler ölene kadar asla pes etmezler.'
Ölene kadar.
Hakkaten.Tam ölümün kapısını çalıyordum.
Kılıcın bana uçtuğu anı hatırlayınca bacaklarım titremeye başlıyor.
Birbirimizi öldürmeye çalıştığımız bir an.
Olan tam olarak buydu.
'Hadi eve dönelim.'
Eğer bir yanlış hareket yapsaydım, ölmüş olacaktım.
Bunu daha önce hiç hesaba katmadım.Burası farklı bir dünya.
Kılıçın ve büyünün hüküm sürdüğü bir dünya.
Eğer gelecek sefer ölürsem eğer, bana ne olacak...?
Bilinmeyen gizler kanımı donduruyordu.

Kısım 4
Malikaneye döndüğümde Ojou-sama tüm enerjisini yitirdiğinden yere oturup kaldı.
O kadar stresten kurtulunca vücudu kendini salıvermiş olsa gerek.
Panikleyen hizmetçiler ivedilikle Ojou-sama'ya koşuşturuyorlar.
Kendisine yardım etmek isteyen hizmetçileri gören Ojou-sama onları kenara itip elleriyle titreyerek yerden direnmeye çalışırken yeni doğmuş bir ceylan gibi duruyordu.
Elleriyle doğrulup ayağa kalkınca ellerini göğsünün altında birleştirip klasik Şeytan Kral pozuna geçti.
Eve dönünce eski aurasını geri kazanmışa benziyor.
Hizmetçiler bu garip pozu görünce koşuşturmayı bıraktılar.
Ojou-sama aniden parmağını bana doğrulttu ve seslice söyledi.
'Sözümüz eve dönene kadardı! Artık konuşabilirim!'
'Mmm, elbette, artık konuşabilirsiniz Ojou-sama.'
Aşırı gürültülü sesini duyunca başarısız olmuş gibi hissettim.
Bu derece bir olay vahşi ve kibirli bir çocuğu yolundan çevirmezdi.
Özellikle ilk defa yaptığım ölümüne kavgadan sonra, tüm bedenim titriyordu.Belki Ojou-sama da bunun farkına varmıştır.Ağzı laf yapan biri olup aslında zayıf biri olduğumu düşünmüştür belki.
'Özellikle senin bana Eris demene izin veriyorum!'
Ama Ojou-sama'nın sözleri beni bir kez daha şaşırtıyor.
'Eh?'
'Sana özellikle senin bana böyle demene izin veriyorum dedim!!'
---Bu acaba her şey yolunda mı demek?
Özel hoca olabilir miyim yani?
Va-vayy, ciddi misin!? Ba-başardım mı? Harika!
'Çok teşekkür ederim, Eris-sama!'
'-sama eklemene gerek yok! Eris de bana!'
Eris Ghyslaine'i taklit ediyordu ve aynı pozu idame ettirdikten bir müddet sonra küt diye yere çöktü.
Böylece Eris Boreas Greyrat'ın özel hocası oldum.

--Durum--
Adı: Eris Boreas Greyrat
Meslek: Fedoa Lordu'nun torunu
Kişilik: Vahşi
Onunla konuşurken: Tamamen imkansız değil
Dil: Sadece adını yazabiliyor
Matematik: Sadece toplama işlemi
Büyü: İlgileniyor
Kılıç: Sword-God stilinde başlangıç seviyesinde
Görgü Kuralları: Boreas stili selamlama
Sevdiği kişiler: Dedesi, Ghyslaine

<<12.Bölüm

{ 11 yorum ... read them below or Comment }

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan