Posted by : Eva 01



Bölüm1: Yola Çıkarlar ve İkisi Karşılaşır




Bölüm 1 – Part 1 [Yola Çıkarlar ve İkisi Karşılaşır]

3 ay önce, Adlet Mayer ana karanın ortasındaki ülkede, Piena’daydı. Piena, ana karadaki en büyük ülkeydi. Ve her konuda diğer ülkelerin önündeydi. Kraliyet ailesinin nufüzu anakaraya dağıldığı için sadece ülkeye değil, ana karaya hükmediyorlardı.
Ve, Piena’da her yıl yapılan tanrıların önündeki savaş turnuvasının zamanı gelmişti.
Dünyadaki en büyük ülke oldukları için, yaptıkları turnuva da en büyük turnuvaydı. Katılımcıların çoğusu Piena’nın şövalyeleri ya da diğer ülkelerden gelen soylulardı. Tabii ki, tanrıların güçlerine sahip olan azizler de geliyorlardı. Normal insanlar ve özgür savaşçılar da katılabiliyordu.
Sonunda kapılar seyircilere ve 1500 katılımcıya açılmıştı.
Fakat; Adlet Mayer’in adı katılımcı listesinde yoktu.

*

“İşte yarı-finaller! Piena Batı askeri kampından Batwal Reinhook.”
Saçı griye dönmüş yaşlı bir şövalye destekçileriyle beraber batı tarafından geldi.
“Doğu tarafındaysa, Toman ülkesinin Boz Ayı takımını temsil eden Kuato Guinn.”
Dev gibi güçlü bir adam çıkageldi. Onun için yapılan tezahürat de öncekiyle eşdeğerdi.
1 ay sonunda turnuva finalleri yaklaşmıştı. Sadece 3 katılımcı ve 2 maç kalmıştı. İzleyici sayısı ise 10,000’i bulmuştu.
Arena kraliyet merkezinde bulunuyordu. Aslında, Kader Tanrıçasının heykeli orada olduğundan arena’nın orada yapıldığını söylemek mümkündü. Arena’nın güney girişinde elinde bir çiçek tutan Tanrıça heykeli, iki savaşçıyı izliyordu.
“İki savaşçının da adı tüm diyarlarda biliniyor. Ama bu sıradan bir final değil, tanrıça’nın kutsamasının önünde yapılacak bir final ve kazanan taraf hem kralın desteğini hem de tanrıçanın kutsamasını elde edecek. Adil bir dövüş bekliyorum.”
Piena’nın veziri savaşçılara kuralları açıklıyordu ama savaşçılar onu dinlemiyorlardı bile. Sadece birbirlerine dik dik bakıyorlardı. Onlardan etkilenen seyirciler de karşı taraftaki savaşçıya dik dik bakmaya başlamışlardı.
Bu yarışmanın özel bir anlamı vardı.
Bu turnuvayı kazanan kişinin altı çiçeğin kahramanlarından biri olarak seçileceğine dair bir söylenti vardı.
“Bilindiği gibi, bu maçı kazanan kişi geçen senenin kazananıyla dövüşecek, yani Prenses Nashetania ile. Dürüst bir şekilde dövüşmeyenler prenses ile yüzleşme hakkı kazana- mayacaklar. Ama iki savaşçı da birbirinden sütün sonuçta…”
Vezirin konuşmaları devam ederken, kimse arenadaki tuhaf olayı fark etmemiş gibiydi. Güney geçindinden bir adam yaklaşıyordu. Ama hiçbir koruma, vezirin korumaları dahil, adamın doğal tavrı nedeniyle onu durdurma gereği görmediler.
Genç adamın uzun kızıl saçları vardı ve normal kıyafetler giyiyordu. Ne bir zırh, ne de bir başlık taşımıyordu. Fakat sırtında ahşap bir kılıç vardı ve beline taktığı dört kemere tuhaf minik keseler asılmıştı.
İki savaşçının arasına gelen çocuk bir gülümsemeyle “Affedersiniz.” dedi.
Bunu duyan vezir sinirli bir şekilde bağırdı. “Sen de kimsin? Çok kaba davranıyorsun!”
“Benim adım Adet Mayer. Dünyadaki en güçlü adamım.”
Yarı-finalistler ona öldürecekmiş gibi dik dik bakıyordu Adlet onları umursamıyordu bile.
“Bu yarışmanın katılımcılarını değiştiriyorum. Ben, Adlet Mayer, siz ikinize karşı dövüşeceğim.”
“Seni pislik! Çıldırdın mı sen?”
Adlet, veziri sakince reddettiği sırada, seyirciler nihayet olayın farkına varmış ve konuşmaya başlamışlardı.

“Hey, şu aptaldan bir an önce kurtulun!” Soyluların savaşçısı, vezirin arkasında duran korumalara seslendi.
Sonunda gardiyanlar görevlerini hatırlamışlardı.
Ama gardiyanlar harekete geçtiği sırada, Adlet sırıtıyordu.
“Maç başlasın!”
Adet harekete geçtiği zaman onu gözle takip etmek çok zordu. Daha sonra zıpladı ve dört gardiyanın kafalarına vurarak onları bayılttı.
“Düşündüğüm gibi.”
Artık genç adamın etrafında gardiyanlar değil, iki savaşçı vardı.
Gardiyanlar, Adlet’in onlara attığı iğnelerden kurtulsalar da, iğnelerdeki zehir onları yarım saatliğine felç etmişti.
Bu adamın aptal olmadığını anladıkları an savaşçılar ve geriye kalan gardiyanlar kılıçlarını çekip Adlet’e ilk saldırıyı yapmaya çalıştılar.
Eğer tahta kılcıyla kendini savunmaya çalışsaydı, kesinlikle ölürdü. Ama Adlet, gardiyanların arasından sıyrıldı ve o an arkasında beliren yaşlı şövalyenin yetişemeyeceği bir hızda keselerinden çıkardığı bir şişeyi ona fırlattı.
Yaşlı şövalye şişeyi kılıcıyla kırdığında içinden çıkan şey sadece suydu ama bu Adlet’e avantaj sağlamıştı çünkü geri çekildikleri için gardiyanlarla aralarındaki mesafe artmıştı. Normal bir savaşta bu sadece saçmalıktı ama şu an, Adlet’in savaş güvencelerinden biriydi.
Adlet bu sefer, kâğıda sarılı bir paketi çıkardı ve yere attığı an etrafını saran sis onu yok olmuş gibi gösterdi.
“Bu da kim böyle?!”
“O bir hiekâr!” Şövalye ve soylu aynı anda bağırmıştı.
Tabii ki onlar sıradan bir hileciye yenilecek insanlar değillerdi ama Adlet inanılmaz derecede hızlıydı.
Sisin içindeyken, Adlet diğer bir kesesinden malzeme çıkarmış ve o ikisinin dikkati dağılmışken sıradaki saldırısına hazırlanmıştı.
Adlet önce yaşlı şövalyeye yöneldi. Koşmaya başladığı an tahta kılıcını çekti ve yaşlı adamın sırtına vurdu.
“Zayıf!”
Şövalyenin karşılık verdiği sırada kılıcın bırakıp geri çekildi ve ardından iki savaşçıyı kollarından tutup çekerek kafasını onlara yaklaştırdı ve dişlerini birbirine vurdu.
Belki bir anlığına da olsa, yaşlı adam Adlet’in ağzında tutuğu çakmak taşını fark etmişti. Ama Adlet’in ağzında tu7ttuğu alkolün etkisiyle bir parlamanın ardından ağzından alevler çıktı.
“Aah!...” Yaşlı şövalye yüzüne gelen alevler yüzünden bağırıyordu.
Yaşlı adamın kollarından tutarken, Adlet birden pozisyonunu değiştirdi ve şövalyeyi omzundan tutarak ters çevirdi. Sırtının üstüne düşen şövalye, kalkamayacak hâldeydi.
Ardından yüzünü soylu savaşçıya çevirdi ama saldırmak için yaklaşmadı. Çoktan ona da saldırmıştı zaten.
Duman kaybolurken soylu savaşçının acı içinde bacağını tuttuğu görünüyordu.
“Üzgünüm, o zehir bayağı acıtır. Sanırım seni başka bir şekilde yenmemi isterdin şimdi.”
Adlet kaşlarının kaldırıp hunharca güldü.
Adlet ilk saldırısını yaptığı sırada zeminle aynı renk olan gri iğneleri kullanmıştı ve o iğnelerde de aynı zehir vardı.
Soylu savaşçı da dumandan kaçarken bu iğneleri fark etmeden basmıştı. Bezden yapılma bir ayakkabı giydiği için, iğneler ayağına batmıştı. Tabii Adlet, onlara yaklaşığı zaman bunu fark etmiş ve buna göre bir saldırı planı yapmıştı.
“Nasıl bakarsanız bakın, kazanan benim!” Adlet böyle bağırsa da seyirciden ses çıkmıyordu çünkü turnuva başından beri herkesi yenen adamların on saniye içinde isimsiz birine yenileceğine inanamıyorlardı.
“Ne… Ne yapıyorsun sen?! Bir an önce etrafını sarıp yakalayın onu!” Vezir panik içinde bunu söylerken gardiyanlar çoktan Adlet’in etrafını sarmışlardı.
Gardiyanlar saldırmadan önce, Adlet; Kader Tanrıçası’nın heykeline dönüp bağırdı.
“Benim adım Adlet Mayer! Dünyadaki En Güçlü Adamım! Beni  duyuyor musun Kader Tanrıçası? Beni Altı kahramandan biri olarak seçmek zorundasın!”
Askerler ona doğru koşarken seyirciler nihayet neler olduğunu anlamışlardı.
“Askerler, o adamı yakalayın!” Bağıran seyircilerden bazıları arenaya inmişti.
Bu sırada ayaklana yaşlı şövalye ve soylu savaşçı da Adlet’e bakıyordu.
Bundan sonrasında, kutsal arena kavga alanına dönmüştü.
O günden sonra, Adlet Mayer’in adı tüm dünyada duyuldu. Hilekâr Adlet, Oyunbozan Adlet ve Altı Çiçek Kahramanı için en kötü aday olarak biliniyordu.

Bölüm 1 – Part 1 SON


Çeviri & Düzenleme & Kontrol: Setsuna

<<<Prolog

Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan