Posted by : Miranami#Tsuki



Çevirmen: MiranamiTsuki
Kontrol/Düzenleme: NightTheFox

Bir kış günü. Ağır kar yağışından sonra, bütün Yan Şehri gümüş bir tabakayla kaplanmış gibi görünüyordu. Çok büyük bir şehir, Yan Şehri birkaç milyon insanı barındırabilirdi ve Doğu bölgesini oluşturan 3 ülkeden sorumlu insanın - 'Doğu Fatihi Prens' Qin De- konağı da burada yer alıyordu.

Doğu Fatihi Prens'in konağı, her zaman açık tutulan ana girişiyle birlikte çok geniş bir yer kaplıyordu. Ana giriş de 6-7 insanı aynı anda alabilecek kadar genişti.

Dahası, ikisi de 2 metre uzunluğunda iki bağrı açık güçlü adam, gözleriyle geçen kalabalığa soğuk bakışlar atarak sanki taştan yapılmış gibi girişin sağında ve solunda dikiliyorlardı. İkisi de kaslı, kaplan sırtı gibi sırtlarında devasa, kan-kırmızı savaş bıçakları taşıyorlardı. İlk görüşte bile söyleyebilirim ki, bıçaklar en az 1,5 metreydi.

Bugün bir kış günü, yer tamamen kar taneleriyle kaplanmış. Sıcaklık ürkütücü derecede düşük ve nehirler bile donmuş, ancak bu iki adamın bağrı açık...

Yine de en şaşırtıcı şey bu değildi. Daha ürkütücü olan şey ikisinin de yanı başında yırtıcı kaplanların dikilmesiydi.

Kaplanlar tepeden tırnağa kırmızı ve 2 metre kadarlardı. Demir kırbaçlara benzeyen kuyruklarını her salladıklarında havayı titretiyorlardı. Gözleri soğuk ışık demetleri saçıyordu. Bu kaplanlara "Vahşet Kaplanı" deniyordu.

Birden, iki adam Doğu Fatihi Prens'in konağından dışarı çıktı. Onların da bağrı açıktı ve ikisi de birer vahşet kaplanıyla yürüyordu.  Diğer ikisiyle nöbet değiştirmek için gelmişlerdi.

Konağın dışında, sıradan insanlar, aristokratlar ve hatta güçlü bir aileden olanlar bile orayı atlayarak ilerliyorlardı.

Doğu Fatihi Prens'in Konağı'nın gözlerden ırak avlusunda, orta yaşlı, yeşil giysili bir adam taş bir bankta oturmuş. Bacaklarının üstünde de sevimli bir çocuk oturuyor. Önünde 12 insan duruyor. Bu 12 insan ya yaşlı bir adam, ya güzel bir hanım, ya da genç bir adam; ama tek bir ortak noktaları var- hepsi mor giyiyor.

"Baba, bu kadar çok öğretmeni niçin çağırdın?" diye soruyor babasının bacaklarında oturan daha 6 yaşındaki Qin Yu. Ellerindeki kar topunu boş boş yuvarlarken, babası Qin De'ye şüpheli gözlerle bakar.

Qin De, Quin Yu'nun başını sevecenlikle okşar, sonra başını kaldırır ve 12 insana bakar. Birden der ki; "Bir süre Yu'er'e öğretmenlik ettiniz. Sorun yok, çekinmeyin. Herhangi bir eleştiriniz varsa söyleyin."

12 insan birbirine bakar. Sonra beyaz sakallı bir adam ileri adım atar. "Majesteleri," der. "Üçüncü Prensi dışardan gözlemleyince, göreneklerimize uymayan yeteneklere ilgisi olduğunu ama yönetim meselelerine kesinlikle ilgi duymadığını fark ettik. Kararımızca, Üçüncü Prensin mükemmel bir yönetici olması imkansız."

Çocukla sadece birkaç gün görüştükten sonra ortaya böyle bir iddia atmak çok öznel gibi görünebilir, ama Qin De'nin de hiç bir şüphesi yoktu.

Derin bir iç çeker, olanlardan habersiz Qin Yu'ya zoraki bir gülümsemeyle bakarak der ki; "Anlıyorum. Yu'er tıpkı annesi gibi. Dünyevi şeylerde gözü yok. Ama dövüş sanatları çalışmaya gelince..."

Buraya kadar gelince Qin De birden durur. Sonra elini sallayıp der ki; " Bu zaman zarfı sizin için zahmetli olmuştur. Hepiniz konaktan ayrılabilirsiniz."

"Majesteleri, izninizle!"

12 insan aynı anda eğilir ve gizli küçük avluyu sırayla terk ederler.

Şimdi avluda sadece Qin De ve Qin Yu kalmıştır. Qin De sessizliğini sürdürür. Bir süre sonra Qin Yu'ya anlamlı gözlerle bakar. Nasılsa, 6 yaşındaki Qin Yu hâlâ bunun anlamını bilmiyor.

"Babamın derdi ne? Neden konuşmuyor?" diye merak ediyor. Ama çok akıllı, bu yüzden babasını rahatsız etmiyor. Çok küçüklüğünden beri annesiz olduğundan; babası kalbinde, 2 abisiyle birlikte en değer verdiği kişilerden.

Bir süre sonra Qin De hâlâ oturuyor. Qin Yu da bunca zamandır babasının kucağında sessizce oturuyordu.

Birden bir turna çığlığı yükselir.

Beyaz bir Xian Turnası onlara doğru uçuyor. Xian Turnası'nın üstünde zarif, yüce tavırlarıyla orta yaşlı, yakışıklı bir adam oturuyor. Xian Turnası'nın avluya ulaşması çok kısa bir zaman alıyor.

Orta yaşlı adamı görür görmez Qin De ayağa kalkıp aceleyle sorar; "Feng Abi! Yu'er'ın dantianıyla ilgili bir sorun var. Merak ediyorum da bir şeyler..."

Qin De'yi böyle görünce, Fengyuzi doğal olarak yakın arkadaşının derdini anladı. Sadece içini çekip dedi ki;  "Daha önce soylediğim gibi; Yu'er'in dövüş sanatları çalışmasında kesinlikle hiçbir başarı umudu yok, Majesteleri. Çok acayip dantianı iç enerji biriktiremiyor, yani tabii ki dövüş sanatları çalışamaz. Bu dantian doğuştan geliyor ve milyonlar tane milyon insan arasında bile bulunması imkansız. Benim de hiç bir çözümüm yok."

Cevabını duyduktan sonra Qin De, yavaşça oturur ve uzunca bir süre düşünür.

"Baba, iç enerji ne? Neden benim dantianım iç enerji biriktiremiyor? Az önce öğretmenler bir yöneticiden falan bahsettiler. Ne demeye çalıştılar?" diye şüpheli bir şekilde sorar 6 yaşındaki Qin Yu gözlerini kocaman açarak.

Üstünden uzun zaman geçmeyen söylenenleri çok net hatırlıyordu.

Qin De içinde acı acı güler, ama yine de Qin Yu'yu yatıştırır: "Yu'er, çok fazla soru sorma. Şunu bunu öğrenmeyi sevmiyorsun ve Sisli Köşk'e gitmek istiyorsun, değil mi?"

Qin Yu'nun gözleri hemen heyecanla parladı, gece semasındaki parlak yıldızlar gibi. Dedi ki: "Ah! Yani artık o sıkıcı kitapları çalışmak zorunda değil miyim? Sisli Köşk; kaplıcayı seviyorum, yıldızlara bakmayı seviyorum ve güneşin doğuşunu izlemeyi."

Qin De güler: "Peki, peki, peki Yu'er; istersen, sana Sisli Köşk'ü veririm. Ayrıca arada emrine amade 1000 askerin var. İstediğin bir şey varsa hemen babana söyle."

"Ah hah. Bu harika. Sisli Köşk artık benim. Artık her gün kaplıcaya girebilirim, çok güzel hissettirecek." der Qin Yu. Yanakları heyecandan kızarmıştır.

Qin De'nin yüzündeki gülümseme tamamen zorlamaydı ancak Qin Yu hâlâ bir şey fark etmemişti.

"Sevmen ne güzel Yu'er. Önce biraz uyumalısın. Ne zaman Sisli Köşk'e gitmek istersen, tek yapman gereken Büyükbaban Lian'a söylemek." diye gülümser Qin Yu'nun kafasını okşarken Qin De.

"Hoşçakal baba. Hoşçakal Feng Amca." Qin Yu elini sallayıp odasına gider.

Qin De güler ve Qin Yu'nun odaya girmesini izler. Sonra yüzü birden sertleşir. Vücudunu bir sallamasıyla yeşil bir duman tutamına dönüşür gibi avludan yok olur. Fengyuzi de aynı şekilde ondan sonra zerafetle havada süzülen bir pamuk ipliği gibi yok olur.

***

Soylu konağının gizli bir odasında, an itibariyle 3 insan var-Qin De, Fengyuzi ve siyah giyen ve katlanmış bir yelpaze tutan bir bilge.

"Majesteleri, kararınızı verdiniz mi?" siyahlı bilge Qin De'ye bakar ve şüpheyle sorar.

Qin De başını sallar: "Yu'er bir lider ya da Xiantian seviyesinde bir uzman olamayacağı için, buna hiç bulaşmaması daha iyi. Bu acayip dantianıyla, yazıklar olsun, ona verebileceğim tek şey, saçma 10 yıllık bir mutluluk ve sükûnet. Planımı harekete geçirince, Yu'er'in bir tek huzurlu günü bile olamayacak."

Fengyuzi bir süre düşünür ve sonra konuşmaya karar verir.

"Majesteleri, bu planınız gerçekleştirilmek zorunda mı? Bu plan yürürlülüğe konulduktan sonra ne gibi sonuçlar doğuracağını bilmelisiniz; değil mi?" diye Fengyuzi bir kere daha sorar.

Qin De'nin yüzü bir anda sertleşir. Gözleri soğuk ışıklarla parlar. Der ki: "Qin klanının ataları ya da Jing Yi içinse sorun yok, bu plan gerçekleştirilmeli. Jing Yi bana 3 oğul bıraktı, Yu'er'in dantianında bir bozukluk olsa da. Feng'er ve Zheng'er dövüş sanatları ve edebiyatta ayrı ayrı çok iyiler, bu konunun başarısını önemli kılacak kadar. Xu Yuan, "Gölgeli Satranç'ın ilk hareketi başladı mı?"

Siyahlı bilge Xu Yuan yelpazesini birkaç kere sallar sonra katlar ve bir gülümsemeyle der ki: "Endişelenmeyin, Majesteleri. Herşey avucumun içinde."

"Güzel... Çok güzel." Qin De'nin gözleri öldürücü bir niyet saçıyor.

***

Doğu Fatihi Prens Qin De'in yaşadığı yerin adı Qian Long kıtasıdır, ki büyük bir alandır. Bugüne kadar kimse ölçememiştir.

Bu Qian Long kıtasının doğudaki kısmının engin bir çölle kaplandığından dolayıdır. Çölün çok yüksek dağ sıraları var ve kalın ormanlarla kaplı. Ayrıca sayısız şeytanî yaratığı da var. Biri çölün ne kadar derinine inerse, o kadar tehlikeli yaratıklarla karşılaşır. Bu nedenle, Qian Long kıtasındaki onurlu "Shangxian" stilini kullanan güçlü insanlar bile bu Engin Çöl'ü tamamen keşfedemediler.

Engin Çöl'ün batısında 3 büyük krallık var. Ayrı ayrı Chu Hanedanı, Ming Hanedanı ve Han Hanedanı tarafından yönetiliyorlar.

3 krallığın nüfusu yaklaşık olarak 10 milyar. Bölgenin alanı daha da şaşırtıcı derecede geniş. 3 hanedandan en güçlüsü Chu Hanedanı, ama bu krallıkta çok özel bir klan var- Qin Klanı.

Qin Klanı, Chu Krallığı'nın doğu bölgesini kapsayan 12 ülkesinden 3'ünü elinde tutar. Birkaç yüzyıldır süregelen bir mirası var. 3 doğu bölgesi ülkesinde de çok derin kök saldığı için, Chu İmparatoru'nun kendisi bile onlarla uğraşmayı aşırı zor bulur. Dahası bu klanın Vahşet Kaplanı Birlikleri denen muazzam bir birlikleri var.

Vahşet Kaplanları, tepeden tırnağa kızıllar ve oldukça iri bedenleri olan; özel bir cins kaplanlar. Onlardan bu kadar yüksek ölçekte üretme metoduysa Qin Klanı'nın en büyük sırrı.

Qin Klanı 600 000 adamdan oluşan bir ordudan sorumlu, bunlardan 50 000'i Vahşet Kaplanı Birlikleri'ne bağlı. Her asker bir Vahşet Kaplanı sürer. Zaten afallatıcı saldırıları olan kaplanlar, binicileriyle birlikte yenilmesi çok daha güç hâle geliyor.

50 000 Vahşet Kaplanının sadece kükremesi bile düşman askerlerine çok büyük bir darbe indirebilir. 50 000 Vahşet Kaplanlı asker, 100 000 küsür sıradan süvarinin oluşturduğu büyük bir orduyu kolaylıkla ortadan kaldırabilir.

Dövüş sanatlarının gücü Qian Long kıtası için olağanüstü önem arz ediyor. Buradaki 3 büyük krallığında ulusal koruma olarak hizmet veren en az bir Xiuxianist'i var. Sıradanların gözünde, Xiuxianistler tanrısaldır. Uçan kılıçlarını bir çektiklerinde, yüzlerce ya da binlerce li* uzaktaki birinin kellesini uçurabilir; kılıçlarını kullanarak göğün 9. katına çıkabilirler. Bu kahramanlıklara sadece ölümsüzlerin gücü yetmez mi?
Ç/N: li Buradaki uzaklık birimi gibi bir şey galiba.

***

Sisli Köşk, Donglan Dağı'ndadır. Bu dağ 3.000 m yükseklikte bu yüzden yüksek bir dağ sayılabilir.

2 yıl geçti.

Qin Yu artık 8 yaşında bir çocuk. Boyu da oldukça uzadı. Gözleri bazen bilgelik saçıyor ama derinlerinde hüzün parçaları var. Şuanda Qin Yu, omzunda oturan siyah yavru kartalla dağ yolunda tek başına yürüyor.

"Xiao Hei, 2 yıl oldu. Babam bu 2 yılda beni sadece bir kere ziyarete geldi." Qin Yu dudaklarını ısırır ve omzundaki kartalla konuşur.

Qin Yu bu yavru kartalı 1 yıl önce Donglan Dağı'na giderken buldu ve yanında götürmeyi uygun buldu. Kartal arkadaşı olunca, artık çok yalnız kalmadı. Babası 6 yaşına kadar her gün arkadaşıydı. Ama iki koca yıl geçmiş ve babasını sadece bir kere görmüştü.

Siyah kartal kanatlarını çırpar ve Qin Yu'nun çocuksu yüzünü nazikçe okşayarak, onu anında güldürür.

Bir süre yürürdükten sonra birden önüne gayretle yakacak odununu taşıyan hamile bir kadın görür. Hemen kartala döner ve: "Xiao Hei, hadi teyzeye yardım edelim." der.

Xiao Hei yine kanatlarını çırpar ve Qin Yu'nun omzunda birkaç kere sallanır. Gecikmeden gülerek hızlıca kadına doğru koşar.

"Teyzeciğim! Bırak odunları senin için ben taşıyayım."

Bunu duyunca odun demetini yere bırakır ve yüzünden terini siler. Qin Yu'nun sadece bir çocuk olduğunu görünce gülerek "Teşekkürler küçük çocuk, Bu teyzecik kendisi taşıyabilir. Köycüğümüze buradan sadece 1 li var." der odunları sırtına tekrar koyarak ilerleme devam eder.

"Ben küçük bir çocuk değilim. Çoktan 8 yaşındayım. Odunları taşıyabileceğime eminim." Qin Yu kadının suratından damlayan terlere bakar. Sadece iki hareketle aniden kadından odunları alır ve sırtına koyar.

Odun destesi sıradan insanlar için bir mesele değil, ama 8 yaşındaki bir çocuk için oldukça ağır. Yine de Qin Yu arada sırada Sisli Köşk kaplıcaya girdiğinden, bedeni normal bir 8 yaş çocuktan daha güçlü; bu yüzden sırtında taşıyabiliyor.

"Teyzeciğim, görüyorsun ya, taşıyamıyor muyum?" diye gururla konuşur Qin Yu. Şimdi tozla kaplı olan çocuksu yüzü, çok kirli görünüyor.

Kadın kısa bir süre hayran kalır. Daha sonra gülümseyerek: "Gücün gerçekten fena değil. Ama gidilecek bir li yol var. Sonuna kadar gidemeyeceğine eminim, çocuk. Taşımayı teyzeciğe bırakman daha iyi." der

"Sonuna kadar taşıyamayacağımı kim söylemiş?"

Kadının elini uzattığını görünce, Qin Yu ileri doğru koşmaya başlar. Sonra kafasını çevirip der ki: "Teyzeciğim, bu Donglan Dağı'nda kaç kere koştum. Buradan sadece bir li uzakta küçük bir köy olduğunu biliyorum. Senin köyün olmalı. Hadi gidelim. Acele et. Hah, benim kadar hızlı değilsin."

Hamile kadın kocaman gülümser: "Bu çocuk, hangi aileden acaba? Böyle bir çocukları olduğu için ailesi çok mutlu olmalı."

Başlarda odun destesini taşımak Qin Yu için zor değildi, ama biraz uzaklığı kat ettikten sonra bacaklarının zayıflamaya başladığını hissetti. Herşeyden önce sırtında odun taşıyarak dağ yolu çıkıyordu. Qin Yu güçlü de olsa, sonuçta sadece 8 yaşındaydı.

Bir süre sonra birden bacakları titremeye başladı.

"Çocuk..." dedi kadın uyarıcı bir sesle.

"Endişelenmeyin, bu çocuk oyuncağı." der Qin  Yu başını döndürdükten ve gülümseyebilmek için uğraştıktan sonra. Bu sözler onu güçlü bir adam gibi gösterdi. Ama dağ yolu onunla aynı fikirde değildi. Qin Yu'nun ayağı bir taşa takılır ve tökezlemekten kaçınamaz.

Ardından bütün bedeni bir patırtıyla yere yığılır.

Kadın hemen yanına gelir. Odunları alır ve Qin Yu'nun kalkmasına yardım eder. Küçük suratı şimdi tozla kaplı ve çok pis görünüyor. Derinden haksızlığa uğradığını düşünerek, kadına dönüp diyor ki: "Teyzeciğim, aslında... Hâlâ taşıyabilirim. Az önce sadece bir taşa takıldım."

"Tamam, teyzecik devam edebileceğini biliyor. Ama köyüm az ötede. Sana çok teşekkür ediyorum."

Kadın odunları sırtına koyar. Qin Yu'nun yaralanmadığını görünce, yüzünü silmesine yardım eder. Sonra onu dikkatlice tekrar uyarır ve eve dönmeye devam eder. Sadece Qin Yu başını sallayıp kadını köye bıraktıktan sonra evine döneceğine söz verir.

Qin Yu 100 metre ötedeki köye bakıp kaşlarını çatar ve : "Xiao Hei, eve dönüş vakti" der. Sonra birden gülümser. "Ama artık Teyzecik için daha kolay. Köye yakında ulaşır."

Gülümsemesi mükemmel. Kalbinin derinliklerin gülüyor.

Yakınlardaki gizli bir yerde, 3 kişi birbirine bakar. Onlar Qin Yu'yu gizlice koruyan uzmanlar.

O Doğu Fatihi Prens'in oğlu, Üçüncü Prens, daha azı yok, büyük bir dağda tek başına koşuşturması nasıl mümkün olsun?

"Üçüncü Prens sadece bir çocuk, ama şimdiden oldukça nazik. Majestelerinin Üçüncü Prensi neden Sisli Köşk'e yolladığını anlamıyorum. Üçüncü Prensi gece dağın başında yalnız otururken, küçük bedeninin gecenin soğuk rüzgarında yutulduğunu her gördüğümde üzülüyorum." diye sızlandı biri alçak bir sesle.

Öteki adam başını salladı ve dedi ki :"Üçüncü Prensin gökyüzüne baktığını ne zaman görsem, yüz ifadesi kalbimi ağrıtıyor. Majesteleri, yazık..."

'Yeter! Majestelerinin yapmayı istediği şey bizim aklımızın ereceği bir şey değil.Bizim görevimiz sadece Üçüncü Prensi iyi bir şekilde korumak.

Birden, dağ yolunda, gözleri bakır ziller kadar büyük, heybetli esmer bir adam kızıl bir kaplanın üstünde son hızla yaklaşıyor. Qin Yu'yu görünce yüksek sesle: "Üçüncü Prens; Birinci Prens ve İkinci Prens geldi!" der. Qin Yu o kadar heyecanlandı ki gözleri parlıyordu. Esmer adama koşar ve kaplanın sırtına atlar. Yüzü heyecandan kızarmış, aceleyle der ki: "Wang Amca, acele et, hadi gidelim, Sisli Köşk'e dönelim!"

Adam Qin Yu'ya dikkatlice sarılır sonra arkasında bir toz bulutu bırakarak Vahşet Kaplanıyla son hızla dağı iner.

{ 5 yorum ... read them below or Comment }

  1. elinize sağlık. dewamı da gelir inşallah:))

    YanıtlaSil
  2. Eksik çevirmişsiniz.

    ‘Enough! What His Highness wants to do is not what we can understand. Our duty is only to protect Third Prince well.’

    Burasını çevirmemişsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geri besleme için teşekkür ederim, gözünden kaçmış olmalı hemen eklemesini rica ederim.

      Sil
    2. Önemli değil zaten ingilizce okuyorum dedim kontrol edeyim o arada farkettim.

      Sil
  3. Bölüm için teşekkürler. ...

    YanıtlaSil

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan