Posted by : シンタロ






"Ahh, imkansız...artık...uyuyacağım."

"Bekle! Takımın iyileştiricisi sensin, eğer çıkış yaparsan--"

"...Nii, eğer konu sensen, başarabilirsin."

"Teorik olarak mümkün! Eğer kendi karakterlerimi iki elimle kontrol edip,

seninkileri de ayaklarımla kontrol edersem--"

"Fai...to!"

"Bekle! Lütfen bir dakika daha bekle shiro-san! Eğer uyursan, kesinlikle

öleceğiz, yani öleceğim-- Uoooooo, gördün mü, öldüm!"

İstif edilmiş hazır noodle kapları, çoktan 5 kaplık bir kule haline gelmişti.
Bu aynı zamanda kardeşlerin, 5 gündür aralıksız oyun oynadığı anlamına geliyordu.

Shiro, abisinin zor bir durumda olduğunu bildiği halde, oyun konsolunu kendine yastık yapmış yatıyordu.

--Ring..

Aniden, kardeşlerin mailleri için belirlediği tonda bir ses duyuldu.

"...Nii, e-mail."

"Şuanda, dört karakteri dört farklı ekrandan oynayan abiciğinden daha ne istiyorsun ? Eğer bir şeyler istemeye kararlıysan, gerçekten daha fazla gücüm yok!"

4 kişilik grubu, elleri ve ayaklarıyla kontrol ederken, kardeşine tek bir nefeste cevap da verebilmişti.

"Eminim yine reklam falandır, boşver--"

"..Ya bir... arkadaştansa ?"

"Kimin ?"

"Nii'nin."

"Haha, ne kadar komik, benim küçük kardeşim, yaptığın bu ironi ile göğsümden bıçakladığını hissedebiliyorum."

"Senin olduğunu.... söylemeni... istememiştim"

"O zaman reklam e-mailidir. Ya da şöyle mi demeliyim, uyumak istiyorsan uyu, sadece uyu! Eğer uyumayacaksan, lütfen bana birazcık yardım et-- Hayıııııır, öldüm, öldüm!"

Tekrarlayalım. 18 yaşında, işsiz, bakir. Popüler değil. Toplum içeirisinde konuşamıyor. Oyun manyağı. Övünülecek bir şey değil ama bu kız arkadaşı olmadığı anlamına gelmiyor mu, bir tane bile [Arkadaş] olarak seslenebileceği kimsesi yok. Küçük kız kardeş için de durum pek farklı değil.

"...Uu... Ne sıkıcı"

Shiro bütün gücünü toplayıp kendine gelmeye çalıştı. Eğer reklam ise hiç bir sorun yoktu. Ama yeni bir oyun hakkındaysa göz ardı edilemezdi.

"...Nii, tablet nerede...?"

"Buradan saat üç yönüne ilerle, 2. eroge dağından sola dön, 3. ve 4. kutunun oralarda biryerlerde--Uoooo ayağıma kramp girdi!"

Abisinin acınası halini görmezden gelen Shiro, Sora'nın tarif ettiği yerdeki tableti kolayca buldu. Belki hikikomori ve NEET'lerin neden tablete ihtiyacı olduğunu sormak isteyebilirsiniz. Ama bu soru kesinlikle aptalca olurdu, çünkü cevap yeteri kadar açık, oyun için. Ama bu tabletin asıl kullanım amacı değil. Sayısız oyun için, sayısız e-mail adresine ihtiyaçları var, ayrıca hangilerinin oyunda kullanılmadığını da ayırmaları gerekiyor.

Onun dışında 30dan daha fazla senkronize edilmiş e-mail adresi var. Gerçekten verimli.

"...Ring-- sesi...3. ana hesaptan gelmiş... bu mu?"

Normal insanlara kıyasla sıradışı bir hafızası olan beyaz saçlı kız için, maili bulmak hiç de zor değildi.

Ve― Arkada, maili görmeden önce, gerçek zamanlı savaşta 4 karakteri de

kontrol edip zafer çığlıkları ile oturan kişi.

【Yeni Mail-----Konu: 『 』'a】

"....?"

Shiro kafasını yavaşça yasladı.

『 』'a gelen mailler hiç de sıra dışı değildi.

Savaş istekleri, Davetler, Düello istekleri-- genellikle gelen mailler bu

şekildeydi, ama--

"Nii."

"Ne oldu benim küçük, zalim, uyuacağım diye beni oyunun ortasında yalnız bırakıp uyumayan kız kardeşim, fiziksel yorgunluğun hala oynaman için engel mi ?"

"....Bu."

Abisinin laf sokmasını duymayıp, onu dinlemeyecek gibi olmasına rağmen,

Shiro maili abisine gösterdi.

"Hmm---bu ne ?"

Abi, maildeki garipliği fark etti.

"Kaydediliyor. Tamamdır. İtem droplar* kontrol ediliyor, oda tamamdır.

Ç.N/Online oyunlarda genellikle boss fightlarından sonra olan düşen itemleri
toplama olayıdır.

Herşeyi kontrol edip, hiçbir sorun olmadığına emin olduktan sonra, Sora beş gün sonra ilk defa oyun ekranını kapatıp, yeni gelen maile bakmak için mail kutusunu açtı.

"...Bu çocuk 『 』'un iki kardeş olduğunu nereden biliyor ?"

Aslında bir çok insan 『 』'un bir grup insan olduğu hipotezini savunsada, bu konu hakkında hiç bir yazı yok. Buna rağmen gelen mail de--

【Siz iki kardeş, hiç yanlış dünya da doğdunuzu düşündünüz mü】


"Nedir....bu?"

"............."

Bu birazcık,hayır, tam anlamıyla garip bir mesajdı. Buna ek olarak mesajda bir de hiç görmedikleri tarz da bir URL bulunuyordu. Linkin sonunda 「.jp」 -ülke domaini- yoktu, ve özel bir oyuna yönlendirme yapıyor gibi görünüyordu.

"....Ne yapalım ?"

Shiro'nun pek de ilgisini çekmemişti, yastık bellediği oyun konsolunun üzerine yatıp uyumayı denedi. Kısacası kararı abisine bırakmıştı--

"Hmm, yani 'sen' benim bu konu hakkında bir bahse girmemi istiyorsun, hm.
Sonunda blöf de olsa, başka bir eğlence olarak ilgilenelim."

Kararını verdi ve URL ye tıkladı.Anti virüs programı çalışıyor olmasına rağmen virüs benzeri bir zararlının bulaşma riskine karşı tam anlamıyla tetikteydi.

Ama ekranda açılan şey, basit bir online satranç oyunuydu.

".../esneyerek/ iyi geceler..."

"Bekle bekle bekle! Bu 『』için bir duello. Rakip üst düzey bir satranç programı ise tek paşıma kazanamam!"

Sora kız kardeşinin uyumasını engellemeye çalışıyordu.

"..Bu günlerde... kim doğru düzgün satranç oynar ki..."

"Umm, nasıl hissettiğini anlıyorum ama..."

Bir program, en ünlü büyük ustaları bile yenebilen bir satranç programı, küçük kız kardeş, bu programı 20 defa ardarda yendikten sonra, satranca olan ilgsini kaybetti.

"『 』'un kaybetmesi affedilemez. En azından rakibin yetenklerini ölçene kadar uyanık kal."

"....Uuuu... yapacak bir şey yok."

Ve Sora oyuna başladı. Abisinin bir iki hamlesinden sonra kafası düşmeye başladı çünkü uyku ağır basıyordu. 5. hareket, 10. hareket derken tahtanın yarısı taşlarla kaplanmıştı. Shiro bir anda gözlerini açtı ve ekrana bakmaya başladı.

"Ha? Bu pislik..."

Sora'nın rahatı bozulmaya başlamışken, Shiro ayağa kalktı ve,

"...Nii, değiş..."

Sora, hiç karşı çıkmadan sandalyeden kalkıp Shiro'ya yerini verdi. Shiro bu noktadan sonra abisinin daha fazlasını yapamayacağını düşünmüştü. Başka bir deyişle, Shiro rakibinin, onunla oynamaya layık olduğu kararına varmıştı. Az önce abisiyle yer değiştiren küçük kardeş, abisinin harketleri için planladığı taş dizilimini değiştirdi.


Ç.N: Zero-sum* örnekle anlatacak olursak; satranç gibi, taş makas kağıt gibi,

futbol gibi oyunlarda 3 ihtimal vardır: galibiyet, beraberlik ve yenilgi.

bunlara değer verelim ve diyelim ki galibiyet 1 beraberlik 0 ve yenilgi de -1

olsun. bu oyunun sonunda oyuncuların fayda toplamları mutlaka 0

olacaktır. bir kişi galip olursa diğer taraf yenilir (1,-1) ve bu da sıfırla

sonuçlanır. diğer bir ihtimal de beraberliktir ki o zaten 0.


Satranç bir [Sınırlandırılmış sonuçlu Zero-sum*] oyunudur. Bu oyunda [Şans] diye bir kavram bulunmaz. Başka bir deyişle, gelişigüzel bir şekilde kazanmak diye bir teori. Adı üzerinde sadece bir teori. Basitçe 10^120 hamle ihtimalinin hepsini görüp bunlar üzerinde ustalaşmaya dayanır ki bunu yapabilecek herhangi bir insan yok.

Ama biri var ki [Varlığı] bu duruma örnek verilebilir. O kişi, Shiro. Çok büyük bir algılama--hayır, devasa-- yeteneği ile kalan mümkün hamleleri tahmin edebiliyor. Eğer en iyi hamleleri seçmeye devam ederseniz, üstünlük sağlar ve kazanırsınız. Eğer ikinci, kaçış, yoluna giderseniz berabere kalırsınız. İşte teori bu şekilde uzanıp gidiyor. Pekii, rakibinizin bir saniye içerisinde 200 milyon hamleyi önceden tahmin edebiliyor olmasına ne dersiniz ? Dünyanın en güçlü satranç programı bile 20 defa ardarda küçük kardeşe kaybederek, onun için yeteri kadar iyi olmadığını kanıtlamış oldu.

"...Olamaz."

Ve böyle güçlü bir oyuncu, karşısındaki tablo karşısında şaşırmıştı.

"Sakin ol. Bu, eminim ki rakibimiz insan."

"Neden?"

"Programa göre, her zaman en iyi hamle seçilmelidir. Aslında bu iyi bir şey fakat bu sadece programlanmış taktikleri kullanabileceği anlamına gelir. Bu yüzden onlara karşı bu kadar kolay kazanabiliyorsun. Ama bu herif--"

Sora ekranı işaret etti.

"Diğer grup seni hata yapmaya zorluyor, eğer bunun bir program için de normal olduğunu düşünüyorsan, yanılırsın."

"....Uuu."

Küçük kardeş, abisinin sözlerine karşı çıkamadı.

--Dönüp baktığımızda, kardeşlerin satranç oynama yeteneği,hayır, bir çok oyunda Sora ve Shiro ezici bir şekilde güçlüydü. Belki onları "oyun dahileri" diye çağırmak abartılı olmaz. Shiro'nun açısından o sadece mantığına göre davranıyordu. Bu yüzden en güçlü, usta seviye satranç programlarını bu kadar kolay yenebiliyordu. Ama onun diğer insanları anlama [güdü]sü yetersizdi. Bu yüzden böyle zamanlarda işleri Sora'ya bırakma ihtiyacı hissediyordu. İletişim kuramamasına rağmen, Sora'nın diğer insanları anlama [güdü]sü alışılmışın dışındaydı.

"Sakin ol, eğer rakibimiz program değilse, bu sadece kaybetmemek için var olan sebeplerimizi arttırır. Seni kışkırtmalarına izin verme. Sana karşı kullanacağı tüm kışkırtmalarını ve taktiklerini sana söyleyeceğim, bu şekilde sen de onu alt edeceksin."

"...Anlaşıldı... Shiro elinden gelenin en iyisini yapacak..."

İşte bu onların dünyanın en iyi oyuncuları olmasının ardında yatan gerçek.

Oyun başlayalı 6 saatten fazla olmuştu. Beyinlerine akın eden adrenalin ve dopamin beş gündür oynadıkları oyunun yorgunluğunu unutturup, konsantrasyonlarını en yüksek seviyeye çekmelerine yardımcı oluyordu. Altı saat-- ama bu altı saat onlara bir kaç gün geçmişçesine bir his veriyordu.

Sonunda, oyunu belirleyecek olan hamle yapıldı. Sonra hoparlörlerden oyunun bittiğini belirten duygusuz bir ses duyuldu.

'Şah-Mat'

Kardeşlerin zaferiydi.

"..."

Uzun bir sessizlikten sonra--

""Fuaaaaah.""

İkiside derin bir nefes vermişti. Oyuna o kadar kaptırmışlardı ki nefes almayı unutmuşlardı. Bir kez daha derin bir nefes aldıktan sonra gülmeye başladılar.

"İnanılmaz....böyle zor bir oyun oynamayalı...asırlar olmuş."

"Haha, İlk kez senin böyle basit bir oyunda bu kadar zorlandığına tanık oldum değil mi ?"

"...Nii, rakip gerçekten de... insan mı ?"

"Evet, bundan eminim. Seni kışkırtmak için kullanacağı hamlelere karar vermeden önce çok uzun süre düşündü, işe yaramdığını gördükten sonraki rahatsızlığını burdan bile hissettim. Eminim ki bir insan ya da bir 'canavar'."


"....Nasıl bir insan olduğunu merak ediyorum."

En üst düzey seviyedeki satranç programını bile yenmiş olan küçük kardeş ilk defa bir oyuncu ile ilgilenmiş gibi görünüyordu.

"Belki bir usta? Programlar kesindir ama, insanlar karışık.."

"..Anladım... Bir daha ki sefere... o Ejder krala karşı shogi oynamak istiyorum"

"Peki o Ejder kral senin davetini kabul edecek mi ? Neden hemen denemiyoruz ?"

Oyundan sonra iki kardeş büyük bir mutlulukla birbirlerine gülümseyip sohbet etti. O sırada;

Ring--

Aniden, mail sesi duyuldu.

"Hey, belki e-mail az önceki rakiptendir. Açmaya deneyilm."

"....Un"

Ç.N/ Japoncada "un" evet/tamam anlamına gelir.

Ama mailin konusu sadece bir cümleydi.

【Tebrikler. Ne tür bir yetenekti bu, eminim yaşayamı acı verici buluyorsunuzdur】

Bu tek bir cümleyle, kardeşlerin mental durumu sıfıra düşmüştü. Odayı derin bir sessizlik kapladı, duyulan tek şey bilgisayarların fan sesiydi. Yerde, parçalanmış kıyafetlerin arasında sayısızca kablo vardı. Sanki o güneş ışığının perdelerle engellendiği odada zaman durmuş, bütün oda yoksunluk hissiyle dolup taşmış gibiydi. Kardeşlerin bütün dünyası, dışarı dünya ile ilişkileri izole edilmiş 16 tatami genişliğindeki oda.

--Hoş olmayan anılar gözlerinin önünden geçti.

Sadece insanların sözlerini duyarak, onların gerçek dürtülerini anlayabilen büyük kardeş. Kimsenin onu anlamadığı, beyaz saçlı kırmızı gözlü doğuştan çok yüksek bir zekaya sahip olan küçük kardeş. Bu iki kardeş kalplerini çok uzun süre önce ailelerine kapattılar. Ne kadar optimistçe düşünüp bu anılarını ortaya dökmek isteselerde, şuan bile durum hala aynıydı.

Küçük kardeş sessizce başını eğdi.

Çok geçmeden, büyük kardeş öfkeli bir şekilde cevap yazmaya başladı.

【Seni alakadar etmez! Hem sen de kimsin ki ?】

Büyük kardeş, mesajı yazar yazmaz cevap geldi, aslıdna cevap olup olmadığı tartışılabilirdi çünkü gelen mailin konusu---

【Yaşadığınız dünya hakkında ne düşünüyorsunuz ? Eğlenceli mi ? Rahat hissedebiliyor musunuz ?】

Bu sorular yüzünden, büyük kardeş neye sinirendiğini unutmuş, küçük kardeşiyle göz göze gelmişti.

Tekrardan onaylamaya gerek yoktu, cevap en başından beri açıkça ortadaydı.

"Boktan bir oyun gibi."


...Belirli görevleri ve kuralları olmayan, aptalca bir oyun.

Yaklaşık 7 milyon insan, istediği gibi hamlelerini yapabiliyor. Eğer diğerlerinden fazla şeye sahip olursan, cezalandırılırsın. Tıpkı küçük kardeşin, çok zeki olduğu için onu kimsenin anlayamamasından dolayı kendini dış dünyaya kapatması gibi.

Eğer diğerlerinden daha az şeye sahip olursan, yine cezalandırılrsın. Tıpkı sürekli başarısızlığından dolayı ailesi ve öğretmenleri tarafından azarlanan, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan büyük kardeş gibi. Turu atlama hakkınız yok.

--Başkaları tarafından zorbalık gördüğünüz de yapabileceğiniz tek şey sessiz kalmak.

--Çok fazla konuşursan toplum sana yabancılaşır.

--İnsanların gerçek niyetlerini okuyabilirsen, toplum sana yabancılaşır.

Belirgin görevler yok, parametreler yok, hatta türü bile belli değil. Kuralları uygulayan biri cezalandırılabilir, ama kurallara uymayan biri ceza almadan kurtulabilir ve elit olduğu için size tepeden bakabilir. Hiç bir oyun bu kadar zor, rezil bir şeyle kıyaslanamaz.

"Lanet olsun!"

Sora, küçük kardeşinin saçlarını okşarken dişlerini gıcırdatmıştı.

Sanki tanrıların karşısında bile durabildiklerini hissettikleri o oyunun gerçekliği kaybolmuştu. Sonuçta, ikisi de sadece kendilerini dış dünyaya kapatmış, depresif, kırılgan insanlardı.

Tekrardan Ring-- sesi duyuldu.

Fareyi kontrol eden büyük kardeş, artık umursamıyordu. Tam bilgisayarı kapatmak üzereyken kız kardeşi elini tutup onu durdurdu.

【Eğer, herşeyin basit oyunlarla kararlaştırıldığı bir dünya olsaydı--】

Az önce bilgisayarı kapatmak üzere olan Sora, maili okumaktan başka hiçbir şey yapamaz hale gelmişti.

【--Öyle bir dünya ki, oyun tahtası üzerinde, amaçları ve kuralları belli, ne düşünürdünüz ?】

Bir anda o depresif havadan kurtulup birbirlerine bakıp gülümsediler, ikisi de kafasıyla onayladı ve büyük kardeş yazmaya başladı.

【Şayet öyle bir dünya gerçekten varsa, o zaman bu bizim yanlış dünyada doğdumuz anlamına gelir.】

Maili böyle yanıtlamıştı.

Aniden--

-Shaaaaa

Bilgisayar ekranı kapandı ve sanki devreler aşırı yüklenmişcesine bir ses duyulmaya başladı. Sesten sonra başka hiçbir şey duyulmadı, herşey durmuş olmasına rağmen mail ekranı hareket ediyordu.

"Bu da ne--"

"...!"

Bütün oda içerisinde yankılanan bir ses duyuldu. Kendilerini dış dünyaya soyutladıkları 16 tatamilik o oda sanki çatlıyormuşcasına sesler çıkartıyordu. Büyük kardeş panik halinde odaya bakıyordu ve küçük kardeş şaşkınlıkta dilini yutmuş vaziyetteydi. Daha sonra ses belirgin bir şekilde artmaya başladı, o kadar arttı ki boş bir TV ekranında ki karıncalanma sesini bile aştı. Hoparlörlerden--hayır, bilgisayar ekranından bir [ses] duyulur hale geldi.

[Bende sizin gibi, ikinizin yanlış dünyada doğdunu düşünüyorum.]

Aniden bir çift beyaz el ekranda belirmişti.

"Ne---!"

".....Hiiii!"

Eller, kardeşleri bileklerinden tutup ekrana doğru çekti.

[Siz iki kardeşin, aslında doğması gerektiği dünya da tekrardan doğmasına

izin vereceğim!]

Görüşleri beyaz bir ışıkla kaplanmıştı bu yüzden gözlerini kapatmak zorunda kaldılar.

Gözlerini tekrar açtıklarında ise o sıcak ışığın güneş ışığı olduğunu fark ettiler. Bu hissi en son son ne zaman hissettiklerini unutmuşlardı bile, ayrıca gözlerinin ışıktan dolayı yandığı hissini. Kardeşinden daha önce kendine gelen büyük kardeş olayların farkına vardığında, çoktan gökyüzünde süzülmeye başlamışlardı.


"Uooooooooo!"

Sahne, o küçük odadan bir anda uçsuz bucaksız bir boşluğa dönmüştü.

Havadaydılar..

Aniden uçsuz bucaksız bir gökyüzünün belirdiğini, neyin olup bittiğini kavrayabilen Sora, bağırdı.

"Bu şey de neeeeee!"

Kaç defa baksa da baksın, koskoca bir adanın -ve diğer adaların- aşağısında olduğunu görüyordu. Ayrıca gök yüzünde ejderlerin de onu takip ettiğini görüyordu. O mesafeden kocaman dağların yanında duran, hatta onu mesafe yetsini kaybetmeye zorlayan devasa satranç taşlarını görebiliyordu.

"Bu fantezi dünyası benzeri giriş de neyin nesi?" Sora gökyüzünden aşağı düşerken aklında ki tek düşünce buydu. Kaç defa kıyaslamaya çalışsada, gördüğü manzara, kendi bildikleri [Dünya]'dan çok farklıydı. Ama Sora'nın hemen farkına vardığı büyük problem ise, şuan bir tane paraşütleri bile olmadan skydiving yapıyor oluşlarıydı.

"Öleceğim!"

Buna inanması sadece 3 saniyesini almıştı. Ama bu üzüntü dolu an, yanından gelen bir bağırma sesi ile dağıldı.

"Dünyama Hoş Geldiniz!"

Yanlarında, onlarla birlikte düşen bir [Erkek] kollarını açmış gülüyordu.

"Burası sizin hayalini kurduğunuz ütopya--herşeyin, hatta insanların hayatlarının ve ülke sınırlarının bile oyunlarla kararlaştırıldığı [Disboard] dünya!

Sanırım Sora bu konuşmaları 10 saniye sonra anlayabilmişti.

Olayı hemen kavrayan Shiro ise gözlerini açmış, abisine sarılmış ve ağlıyordu.

"....Sen kimsin--?"

Shiro korkunç bir hızla aşağıya düşerlerken, bağırmak için tüm gücünü toplamaya çalıştı ama sonuç olarak bir fısıltı olarak kaldı. Yanlarındaki çocuk her zaman ki gibi gülerek cevap verdi.

"Ben mi? Beeen~ ...Şurada yaşıyorum."

Eliyle Sora'nın az önce fark etmiş olduğu devasa satranç taşlarından birini gösterdi.

"Hmm, sizin dünyanızda sanırım beni 'Tanrı' olarak çağırıyorsunuz değil mi?"

Kendine tanrı diye tanıtırken, işaret parmağını yanağına koymuş, tatlı ve arkadaş canlısı bir şekilde konuşmuştu.

―Ama kimse söylediklerinin doğru olup olmadığını bilmiyordu.

"Bunun için zamanımız yok! Düşüyoruz! Hemde çok hızlı bir şekilde---

whoooooaah! Shiro!"

"..................!"

İşe yarayıp yaramayacağını bilmediği halde, Sora shiro'yu kollarının arasına alıp sırtını yere dönmüştü. Sora'nın kollarının arasındayken, Shiro sessiz bir çığlık attı.

Bunları gördükten sonra, kendine tanrı diyen çocuk yine neşeli bir tonla konuştu.

"Sizleri tekrar görmek için can atıyorum. Evet, eminim ki yakın gelecekte

tekrar görüşeceğiz."

Ve ondan sonra, kardeşler bilinçlerini yitirdiler.

"U.Uun..."

Sora tekrar bilincini kazandıktan sonra toprağın ve çimenlerin değişik bir kokusu olduğunu fark etti.

"Kelimenin tam anlamıyla... Bu da neydi..."

Rüya mıydı ? Diye düşünmesine rağmen bunu sesli bir şekilde dile getirmemişti Sora.

"....Uu... ne garip bir rüya."

Küçük kardeş kendi kendine söylenerek uyanmıştı.

Hey, küçük kız kardeş. Hemen "bu rüya değil mi" bayrağını çekme. Sora da bunları söylemeyi düşünmüştü, ama kasten karşı çıkmıştı.

Onca şeyden sonra, Sora hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı. Ayağının altındaki şey kesinlikle toprak parçasıydı. Uzun süredir görmediği mavi, tertemiz bir gökyüzü.

"Whoaaaaaa!"

Sora, uçurumun kenarında durduğunu fark edip hemen bir iki adım geriye çekildi.

Sonra uçurumun kenarından manzaraya bir göz attı.

Gözlerinin önünde, daha önce hiç görmedikleri, mükemmel bir manzara vardı.

.....Hayır, bu ifade yanlış olur değil mi? Sonuçta başka dünyadalar, ama bu da ne?

Yüzen adalar, uçan ejderler... Buda yetmezmiş gibi ufuk çizgisinde kocaman satranç taşları.

Bu onların düşerken gördükleriyle örtüşüyordu.

Kısacası gördükleri 'rüya' değildi....

"Hey, küçük kardeşim."

"....Un..."

Tablo gibi olan manzaraya bakarak konuştu.

"Her zaman 'yaşam'ın imkansız bir oyun olduğunu, hatta mazoşistler için olduğunu düşünürdüm."

".....Un...."

Ve sesleri harmonik bir şekilde

""Sonunda buga girdi.... Bu süper berbat oyun da ne!"""

Ç.N/ Oyun bugu, oyun açığı, hatası anlamına gelir.

Ve sonra tekrar bilinçlerini kaybettiler.


--[Bu söylentiyi hiç duydunuz mu?]

Bir gün, kendine dünyanın en iyi oyuncusu diyen 'birine' bir mail gelir.

İçinde bir URL olan kısa, gizemli bir maildir.

Bir kere tıkladın mı, oyun başlamış olur.

Bir kere oyunu bitirdin mi, 'bu' dünyadan kaybolursun.

Ve o insan seni paralel bir evrene davet eder.

Başka dünyaya davet edilen insanların olduğu tür de bir [Şehir Efsanesi]'ne... inanabilir misiniz ?

<<<Prolog-Part 2/3

{ 2 yorum ... read them below or Comment }

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. 2 yıl sonra komik kaçacak ama umarım devam eder, ben ingilizcesinden devam etmeye çalışayım

    YanıtlaSil

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan