Posted by : -




*Aaaaaaahhhhhh*

17-18 yaşlarında bir çocuk, yatağından doğrulup dağınık siyah saçlı kafasını kaşırken esnedi.
Hemen kalktı ve kahvaltı hazırlamaya başladı.

Bir apartman dairesinde tek başına yaşayan ve şu an Filipinlerdeki Mapua Teknoloji Enstitütüsü Bilişim  Teknolojileri bölümünün ikinci sınıfında okuyan bu kişi, Lucas Lauwers’tı.

Yanlış anlamayın, ebeveynleri ve ailesi ölmüş değildi. Lucas artık bir üniversite öğrencisi olduğundan, yalnız yaşamaya karar vermiş ve okuluna yakın bir daire kiralamıştı. Gerçi, yarı zamanlı işi olmadığından dolayı, faturalarını ödeyenler hala ebeveynleriydi.

Basit bir tavada yumurta pişirdikten sonra  yemeye koyuldu ve ilgisini çeken bir şeyler var mı diye bakmak için televizyonu açtı.

Hiçbir şey olmadığını görünce, yemeğini çabucak bitirdi ve okul için hazırlanmaya başladı.

“Hmm.. Saç tamam, kıyafetler… tamam sanırım?”

Lucas aynanın önünde kendine bakarken mırıldandı.

Aynadaki yansımasında perçemleri sağ gözünün üzerinde ayrılmış, gözlerinde uykusuzluk belirtileri olan, minimal desenli koyu gri bir tişört, siyah kot pantolon ve son olarak siyah ekose desenli, koyu gri ayakkabılar giyen bir oğlan vardı.

Genel olarak, görünüşü olabileceği kadar ortalamaydı, öyle değilse de, ortalamanın birazcık altındaydı.

Ne kadar uğraşırsa uğraşsın daha iyi hale gelmeyeceğini anlayınca iç geçirdi ve dışarı çıkmak için ilerledi.

[[Şimdi  biraz da oyunlardan konuşalım-]]

Tam dışarı çıkacakken, yetişkin bir erkeğin sesi odadan yankılandı.

“Ah, televizyonu kapatmayı unutmuşum.”

Lucas aniden ilginç bir konuşma duyduğunda, televizyonu kapatmak için ona doğru yürüyordu.

[[Yeni bir oyun cihazı az önce tüm dünyada aynı anda piyasaya sunuldu! Sadece onunla uyumlu olan bir oyunla beraber, dünyanın her yerinden oyun severler yüksek fiyatına rağmen satın almaya başladı bile.]]

[[Burada ne kadar paradan bahsediyoruz?]]

[[Bizim para birimimizle, 700.000 peso!]] (41.890 )

“Aaahh, istesem bile, alabilmeme imkan yok...”

Lucas böylesine yüksek bir meblağ görünce çok şaşırmıştı.

[[Bu oldukça fazla, nedir bu yeni cihaz?]]

[[Ah, işte buna inanamayacaksınız.]]

[[Hadi ama, burada haber spikerliği yapmamız gerekiyor.]]

[[Haha, haklısın, oyun dünyasını sallayan bu yeni oyun cihazı, [Portal], dünyanın ilk Sanal Oyun Cihazı!]]

*tak*

Lucas’ın elindeki kumanda anında düştü ve donuk bir gürültüyle yere çarptı.

“A-az önce sanal oyun cihazı mı dedi!? O zaman öncesinde bahsettiği sadece bu aletle oynanabilen oyun...”

[[Bu [World Gate Online] oyunuyla birlikte,  dünyanın her yerinden oyun severlerin konuştuğu tek konu! Ve sadece oyun severler değil, bu tür oyunlara ilgi duymayan insanlar bile satın almaya başladı! Aslına bakarsanız, ben kendim de şu anda oyunu onuyorum ve daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor! Bu dünyanın sanal olduğuna inanamazsınız! Manzara, insanlar, hayvanlar ve canavarlar o kadar gerçekçi görünüyor ki!]]

[[Amanın,biri az önce bir oyun severe dönüştü gibi görünüyor. Haha, belki ben de bir tane alır ve nasıl bir şeymiş bakarım. Ama bu kadar yüksek bir fiyatla, fazla insanın oynayabileceğini sanmıyorum.]]

[[Ah, o halde, bu fırsatı kaçırmamalılar! Şu anda, ekranınızın alt kısmında bir telefon numarası olmalı, isminizi ve adresinizi PORTAL ile yazın, seçili renginizi ekleyin ve aşağıdaki numaraya yollayın! 1000 şanslı kazanan sadece kendilerine özel [Portal]’lar elde edecek!!! Kazananlar bu akşam gece yarısında seçilecek! Bu yüzden katılım mesajınızı şimdiden yollayın!]]

“…Kolaymış gibi söyleseler bile… En ufak bir şans olduğunu bile zannetmiyorum...”

Lucas kendine ne kadar meteliksiz olduğunu hatırlatarak, keyifsiz bir şekilde iç geçirdi.

“Neyse, denemekten bir zarar gelmez en azından.”

İsmini, adresini, PORTAL’ı yazdı, renk olarak beyazı seçti ve en azından başkalarının kazanma ihtimalini zorlaştırmak için gönderdi.

İzlemeye devam ederse geç kalacağı için, televizyonu kapattı ve memnuniyetsiz bir ruh haliyle, o cihazın fiyatının ne kadar da yüksek olduğunu düşünerek dışarı çıktı.

+++
“Hey hey, bu sabahki haberleri izledin mi?”

“Evet, nihayet gerçek bir sanal oyun cihazı icat edildi!”

“Evet ya, harbiden öyle! Kesinlikle kendime onlardan bir tane alacağım. Ebeveynlerim önünde yerlere kapanmam gerekse bile!”

“Oha, cidden mi?! Benim için de yap!”

“Kendi [Portal]’ını kendin al!”

Profesörü beklerlerken, Lucas’ın yaşlarında iki oğlan, arkasında heyecanlı bir şekilde yeni oyun cihazını tartışıyorlardı.

“Acaba ben de aileme bir tane almaları için yalvarabilir miyim?”

Böyle bir şey yaparsa yalnızca azarlanacağına kanaat getirdiği an, bu düşünceye kafasını salladı.

Sanal oyun cihazıyla alakalı konuşanlar sadece arkasındaki iki oğlan değildi, dairesinden çıktığından beri, neredeyse etrafındaki herkes heyecanla ondan bahsediyordu. Caddelerde olsun, okul lobisinde, koridorlarda, kafeteryada ya da sınıfında olsun, her yerde, [Portal], [World Gate Online], sanal dünya gibisinden şeyler duyuyordu. İşin doğrusu, bunlar o tür bir şeye para yetiremediğini hatırlattığından, hepsinden bıkıp usanmıştı.

Bir kez daha iç geçirdikten sonra, profesör gibi görünen biri içeri girdi ve öğrenciler konuşmayı bırakıp sessizce sıralarına döndüler.

Sınıf oryantasyonu başlamış olduğu halde, Lucas hala sınıf arkadaşlarının birbirlerine [World Gate Online]’a göz atmalarını ya da okuldan sonra [Portal] almalarını söyleyen fısıldaşmalarını duyabiliyordu. Bundan dolayı kötü ruh hali daha da beter hale geldi, ve oryantasyonu zar zor hatırlayabildi.

Bu gün ilk ders günü olduğundan ve profesörler sadece oryantasyon verdiğinden, ders çabucak bitti ve Lucas öğle yemeği almak için kafeteryaya gitmeye koyuldu. En ucuzundan basit bir şey aldıktan sonra, boş bir masa bulmak için etrafına bakındı ve arkadaşlarının oturduğu masayı fark etti. Başka boş masa olmadığı için, oraya oturmaya karar verdi.

Şimdi bile, her yerde [Portal] veya [World Gate Online] ile alakalı şeyler duyuyordu, arkadaşları bile onu konuşuyordu. Öfkeyle dolu olması sebebiyle sohbetin hiçbir kısmına kulak vermedi ve arkadaşı ansızın sorana kadar yemeğini yemeye devam etti.

“Peki ya sen Lucas?”

“Hm?”

“Dinlemiyor muydun? Bir [Portal] almak için paran olup olmadığını soruyorum.”

Gavin Fastmark, kendisi gibi IT(Bilişim Teknolojisi) öğrencisi olan arkadaşlarından biri, Lucas doğal olarak kendi dünyasına kapanmışken bu soruyu yöneltmişti, Lucas kendisine ne sorulduğunu bile bilmiyordu.

Bu arada, bu zorbalık değildi; muhtemelen öyle görünse bile, Lucas zorbalığa uğramazdı. Görünüşe göre arkadaşları da tıpkı onun gibi aynı konuda takılıp kalmış, aralarında satın alabilen birinin olup olmadığını soruyorlardı.

“Tabi ki de hayır, alsam bile, oynayacak zamanım yok.”

“Haah, senin ders çalışmayı seven tiplerden olduğun aklımdan çıkmış, ha? Anime ve oyunlar hakkında biraz bilgin olduğu için ilgini çeker diye düşünmüştüm.”

“Elbette hala ilgiliyim,  yani, kim olmazdı ki? Oyunu ve cihazı yapmayı nasıl başarabildiklerini merak ediyorum, acaba hangi algoritmaları kullandılar?”

“O tür bir ilgi, ha?”

“Valla, canavarları öldürmek de ilgi çekici… ama param olmadığı için yapabileceğim bir şey yok.”

“Değil mi?”

Hepsi, parasızlıklarından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir halde, aynı anda iç çektiler.

Lucas öyle demiş olmasına karşın, oyunu oynamakla cidden ilgileniyordu, ve nasıl yapıldığı ilgimi çekiyor dediğinde de yalan söylemiyordu; gerçekten meraklıydı.

Yemeklerini bitirdikten sonra, vedalaştılar ve bir sonraki derse gittiler.

+++

Okul bir aksaklık olmadan bitti, fakat Lucas hala etrafındaki bitmez tükenmez [World Gate Online] konuşmalarından dolayı kötü bir ruh hali içerisindeydi. Bir otaku olarak, Lucas, kendi bedeninin sistem tarafından güçlendirildiği, büyü yapabildiği, kılıç kullanabildiği, efsanevi ejderha benzeri canavarları alt edebildiği böylesine rüya gibi bir oyunu oynayamadığı gerçeğinden rahatsızdı, dairesine dönerken aksiliği üzerindeydi.

Kıyafetlerini değiştirdikten sonra, ızdırabını unutmak için dairesinde manga okuyarak, anime izleyerek ya da light novel okuyarak tembellik etti. Arkadaşları onu anime ve oyunlar hakkında azcık bilgisi olan çalışkan bir tip zannetse bile; gerçekte Lucas şimdiki gibi aylaklık eden biriydi,  oyunlarla o kadar ilgilenmese de, biraz oynardı. Şimdilik, öyle yapmak ona sadece [World Gate Online]’ı hatırlatacağından dolayı oyun oynamaktan kaçınıyordu. Bunu bir sır olarak saklamasının sebebi, böylece ailesinin imkan dahilinde bulunan herhangi bir yoldan öğrenemeyecek olmasıydı. Yani kendine yeni bir kişilik yaratmıştı, bilgili, çalışkan, ukala bir tip. 

Tembellik ederken bile, ödevini yapmayı hiç unutmaz ve sınav olduğunda çalışırdı. Yani sanırım ona aslında tembel olsa da burs almayı başaran bir dahi diyebilirdiniz. Gerçi, bunu muhtemelen kendi hiç fark etmemişti.

Tatmin olmuş hissettikten sonra, akşam yemeği hazırladı. Erkenden uyumak istediğinden, basit bir yemek pişirdi ve hızlıca bitirdi,  [Portal] ve [New Gate Online] ile ilgili haberler duymaktan kaçınmak için televizyonu açmadığından emin oldu ve yatağa gitti.

“….Sanal bir dünya ha….Öylesine fantezi benzeri bir dünyada yaşamak güzel olmalı…”

Loş tavana bakarak mırıldandıktan sonra, nihayet gözlerini kapadı. Uyanır uyanmaz, hayatını değiştirecek inanılmaz bir şeyin geleceğinden bihaberdi.

[Gece yarısı, 12.00]

*bzzz bzzz bzzz*

Lucas uyumaya devam ederken, odada küçük bir ışık belirdi.

Beliren bu ışık, mesajı alırken titreşen kendi cep telefonundan geliyordu.





*ding dong*


“Mmmh… kim bu.. sabahın köründe…”

Lucas çalan kapı zilinin sesine uyandı.

Uykulu bir halde, odasından kapısının önüne yürüdü. Darmadağınık saçlarını ve buruşuk kıyafetlerini düzeltmek amacıyla bir saniye durdu. Tatmin olduktan sonra kim olduğunu görmek için kapıyı açtı, kapı gözünden bakabilirdi, ama yeni uyandığı için düzgün düşünemiyordu.

Kapıyı açtığında karşısına çıkan kişi, mavi çizgili beyaz üniforma giymiş bir kargo görevlisiydi.
Kargo görevlisi olduğunu, adamın ayakkabı kutusundan biraz daha büyük, koli bandıyla sarılmış bir kutu taşımasından anlamıştı.

“Ah, bir şey sipariş ettiğimi hatırlamıyorum, bir problem mi var?”

Kendisine teslim edilmesi gereken bir sipariş verdiğini hatırlayamadığından dolayı, başka bir işi olup olmadığını sormuştu.

“Gerçekten mi? Ama ımm… adres bu, değil mi?”

Kargo görevlisi ona üzerinde adresi yazan makbuzu gösterdi. Hakikaten de bu, onun adresiydi.

“…Evet, o yer burası, ama…”

“Peki, siz Bay Lucas Lauwers mısınız?”

“…Evet.”

“O zaman bu teslimat size ait, merak etmeyin, nakliye ücreti almıyoruz, yalnızca benim için şurayı teslimatın başarılı bir şekilde yapıldığının kanıtı olarak imzalayın.

Kargo görevlisi kutuyu Lucas’a verdi ve imzalaması gereken kağıdı gösterdi.

Lucas kutuyu dikkatlice yere koydu ve tükenmez kalemle kağıdı aldı. Belgeyi imzaladı ve görevliye geri verdi.

Kargo görevlisi gözden uzaklaştıktan sonra, Lucas kapıyı kapattı ve teslim aldığı kutuya baktı.

“…”
Kısa bir sessizlik anının ardından, onu yerden kaldırdı, masanın üzerine koydu ve açmaya karar verdi.

“…Bir dakika…Ya bu bir bombaysa ve binayı yok etmeyi planlıyorlarsa? A-ama bana bunu yaptırmaları için bir sebep hatırlayamıyorum! Eminim ki dışarıda bir yerlerde benden bu kadar çok nefret eden hiç kimse yoktur! Gerçi, bir de bunu kimin nerede yaptığının önemli olup olmadığı konusu da var…Ya bunlar aslında uyuşturucuysa!? Yoksa az önce beni uyuşturucularını saklamak için mi kullandılar!!! N-ne yapacağım? P-polis…Polisi aramalıyım! Numara neydi…….Lanet olsun, çok fazla Amerikan filmi izlediğim için aklıma gelen tek numara 911!!! Burası Filipinler!!!”

Çılgınca hayalleri onu delirtmeye başladığında Lucas’ın beti benzi attı ve ne yapması gerektiğini bilemez bir halde, başını terli ellerinin arasına aldı.

“P-pekala…sakin ol… böylesine film gibi bir sahnenin gerçekleşmesi mümkün değil! İlk önce…bomba mı değil mi, bakalım…”

Bunu düşünürken, sağ kulağını tik-tak seslerini kontrol etmek amacıyla dikkatle kutunun üzerine dayadı. Elbette ses gelmiyordu.

“...Güvenlidir herhalde…muhtemelen…”

Lucas koli bandını dikkatli bir şekilde kesti ve kutuyu açtı. İçini gördükten sonra, Lucas’ın soluk yüzü normale döndü, fakat yüz ifadesi yerini bir şaşkınlığa bırakmıştı.

“İ-imkansız…”

Bunu mırıldandıktan sonra, odasına koştu ve cep telefonunu kaptı.

Gördüğü şeyin neden teslim edilme sebebini doğruladı, kutuya yöneldi ve hızla koli bandı ile fazla kutuyu çıkardı.

Şimdi karşısında duran şey, ön kısmında içindeki objenin fotoğrafı bulunan beyaz bir kutuydu.

Ön yüzünün en üst sağ köşesinde yazılı kelime, [PORTAL]’dı. Ve böylece, tamamen kendisine ait bu oyun cihazına sahip olmuştu.

+++

“Hadi bakalım…bu şey nasıl kuruluyor?”

Okuldan sonra, Lucas [World Gate Online] oynamak için çabucak apartman dairesine koştu.
[Portal] cihazının, gözlerinizin üzerinden geçip onları birleştiren saydam bir vizörle birlikte, başınıza kulak üstü kulaklığı gibi oturan diske benzer bir başlığı vardı. Sol diskinden  siyah bir fiş dışarıya uzanıyordu. Onu yatağının yanındaki prizlerden birine taktı ve vizördeki [Oyunu yerleştirin] yazısı eşliğinde, diskin ortasındaki düğmeye bastı. Cihazın sağ diskinin arkasının orta kısmında, ufak, düz, dikey bir kesik vardı. Oraya, [Portal]  ile gelen [World Gate Online] oyununun CD’sini yerleştirdi. Önünde beliren yüklemeyi bekledikten sonra, yeni bir mesaj ortaya çıktı.



 “Evet!”

Diye bağırdı Lucas, gözlerini kapatıp parlak bir ışıkla sarmalanırken.

<<<Prolog













{ 2 yorum ... read them below or Comment }

  1. Online Test Series for Gate is planned considering the real GATE examination. The gate online tests papers are made by experienced GATE resources.They will provide all the possible solutions for each test.

    YanıtlaSil
  2. Bölüm için teşekkürler. ...

    YanıtlaSil

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan