Posted by : Eva 01




Karakter Tanıtımları

Iris Rain Umbrella 
Efendisi Wendy von Umbrella ile mutlu ve huzurlu bir hayat yaşayan sevimli bir android. fakat sonra bir gün…







Wendy von Umbrella

Robotik konusunda ünlü bir bilim adamı ve Iris’in efendisi. Zavallı Iris’le alay etmeyi gerçekten çok sever.






Lilith Sunlight

Aynı zamanda sivri dilli olan neşeli ve arkadaş canlısı bir android. Iris’le hemencecik arkadaş oluyor.






Volkov Kalosh

Yavaş ve hantal hareketleri olan dev, kekeme bir robot. Lilith’le iyi anlaşıyor gibi görünüyor.







Bölüm 1 – Sökülme

“Yolda kendine dikkat et! Eve erkenden gel!” (Iris Rain Umbrella)

Sökülme: 7 Gün Önce

Venus Fountain Plaza’nın merkezinde, çarpıcı bir tanrıçanın heykeli bulunur. İnce uzuvları, ipek kadar beyaz cildi ve güzel bir figürü vardır. Bugün, tanrıça etrafı sakince gözleyen yüzünde hala nazik bir gülümseme taşır.
Oval Şehri bir zamanlar savaşın alevleriyle kavrulmuştu. Şehrin büyük bir kısmı yanıp kül olurken, yalnızca tanrıça heykeli mucizevi şekilde tek bir çizik bile almadan kurtulmuştu. O günden itibaren, tanrıçanın heykeli umudun ve canlanmanın sembolü haline geldi ve ülkemizin en önemli kültürel varlığı olarak korundu.
170 santimetrelik uzun tanrıça heykelinin yanında, fıskiye gökkuşağı renginde sular fışkırtıyor. Fıskiyenin etrafına yerleştirilmiş olan çay rengi banklarda yaşlı adamlar birbirleriyle sohbet ediyor, çocuklar oyun oynuyor ve sevgililer birbirlerine olan aşklarını ilan ediyorlar. Bu ahenkli manzara bir tablodan gelmiş gibi görünüyor.
—gerçekten de benziyor.
Ciyaklayan bir sesin başladığını duyuyorum ve görme sistemimin gözbebeği fonksiyonunu ayarlıyorum. Beyaz tanrıça heykeline odaklandıktan sonra, hafifçe iç geçiriyorum.
Tanrıça heykeli profesöre benziyor. Profesör, robotların baş araştırmacısı Prof. Dr. Wendy von Umbrella’dır. Onunla gurur duyarım: Uzun bir vücut yapısı, tatlı, siyah saçları vardır ve ona çok yakışan şık, gümüş çerçeveli gözlükler giyer.
Profesörün biçimli formunu düşünürken, circlet sigaranın tatlı ekşi kokusu bana doğru süzüldüğünde, tanrıça heykeline boş boş bakıyorum. Kokunun kaynağını doğrulayarak boynumun açısını çevirmeye başlıyorum.
Banka oturmuş circlet sigara içen kişi, lacivert bir takım elbise giyen orta yaşlı bir adam. Oval Daily’nin bugünkü nüshasını okuyor; fakat az önce, arada sırada bana göz atmaya başladı. Onu selamlamak için nazik bir gülümseme kullanıyorum ve utangaç bir şekilde bakışlarını çeviriyor.
Circlet sigara, bu arada, sigarayı bırakmak için kullanılan bir üründür. Şekli, kelimeden de akla gelebileceği üzere halkadır (circlet), ve boyutu yaklaşık baş ve işaret parmaklarıyla oluşturulan bir daire kadardır. İnsanlar birini içmek için çıkardıklarında, halka biçimli sigara hemen düzleşir ve daha sonra sigaranın ucu yakılabilir.
Bırakmaya çalışan sigara tiryakilerinin ağızlarını meşgul etmek için yapılmış bir tütün yedeği olsa da, onu son zamanlarda daha fazla tiryaki satın alıyor, çünkü kokusunu seviyorlar.
En popüler circlet sigara, iki halkayı 8 sayısı şeklinde birleştiren türde olandır. Bu tip sigara ikiye bölünebilir, yarısı içmek için, diğer yarısı ise külleri tutmak için.
Tüm bunları biliyorum çünkü Profesör Umbrella bu tür circlet sigara sever.
— Mnn.
Bakışlarımı tekrar tanrıça heykeline çeviriyorum ve aniden düşünmeye başlıyorum. Tanrıça heykeli uzun boylu profesöre çok benzer görünüyor. Her nasılsa sadece, içimde onda bir şeylerin eksik olduğuna dair bir his var. Onu her gördüğümde, içimde bu tarif edilemez duygu olurdu.
Bu anlamsız soru aklımda belirdiğinde, süre dolmuştu.
— 5 dakika içerisinde, eve planlanan zamanda ulaşman mümkün olmayacak.
Zihinsel devremin inorganik, elektronik sesi beni acele edip eve gitmem için dürtüyor.
— Tamam o zaman, neredeyse gitme vakti.
Sırtımı plazaya vererek hızla eve yürümeye başlıyorum. Sağ elimdeki alışveriş sepeti bugünkü akşam yemeğinin malzemeleriyle dolu, ve sırtıma geçip giden yayaların gördüklerinde başlarını çevirip bakmalarına neden olan ışıltılı, gümüş bir La Bier balığı bağlı. Şaşırmaları çok doğal, çünkü beni daha kendim yalnızca yüz elli santimetreyken, dev, bir metre uzunluğunda bir balık taşırken görüyorlar. Ama aslında bir robot olduğumu fark ettikten sonra, anlayış belirten bir yüz ifadesi sergilediler.
İnsanları ve robotları birbirinden ayırt etmek oldukça basit. Kulaklarında yuvarlak bir anten olanlar (Gerçekten de bir kulaklığa benziyor) robotlar, olmayanlar ise insanlar. “Bu Umbrella malikânesinin robotu!” — bir ses açıkça işitme sistemime yansıyor. Ben de ona bir gülümsemeyle karşılık veriyorum. Ailelerde kullanılan robotlar nadir olmasa da, Profesör ünlü biri olduğu için, bazen caddelerde yürürken fark edilirim.
Fountain Plaza’dan on dakika kadar yürüdükten sonra, Umbrella malikânesine varıyorum. Mavi, sarmaşıklarla kaplı kapıya bakarak, diyorum ki: “Onay numarası, HRM021-alfa, Iris Rain Umbrella. Döndüm.” Elektronik ses “Onaylama tamamlandı, lütfen içeri girin.” dedikten sonra, büyük kapı sessizce açılıyor.
?Umbrella malikânesi büyük bir konaktır. Burada üç istasyon meydanı büyüklüğünde bir avlu var ve burası, idarecilerin konaklarıyla karşılaştırılabilecek kadar geniş bir malikânedir. Kırmızı tuğlalı dış duvar, insanların Umbrella ailesinin tarih ve geleneklerinin ihtişamını anlamasını sağlar.
Konağa girdikten sonra, lüks bir salon hemen görülebilir. Tavan penceresinden içeri giren güneş ışığı, renkli bir parlaklık yayarak avizelerin arasından geçer. Yere yayılmış olan halı, eski kalelerdekilerin tarzlarına benzer. Duvarlarda geniş tablolar asılıdır. Hepsi, şaşaalı bir hayat sağlayabilecek kadar çok para eder.
Zarifçe parlayan koridordan geçip, ilk olarak balığı dondurucuya koyuyorum. Bundan sonra çok daha iyi hissediyorum ve o katın en batısındaki odaya doğru yürümeye başlıyorum— araştırma odası. Araştırma odası malzeme ve aletlerle doludur, bu temiz fakat serin yer, bir kış gününde karlı bir alan gibidir.
Duvarın yanındaki kremsi beyaz yatağa oturup, önce durum ölçerime bakıyorum.
Pil seviyesi %82.50, vücuttaki atıklar %1.73. Enerji seviyesi çalışmak için yeter de artar bile, ama profesör yeniden şarj olmamı emretti, bu yüzden şarj olacağım.
Uzun, ince tüpü bir kimyasalla iki kere sterilize ettikten sonra, bileğimdeki bağlantı fişini gösteren kilidi açıyorum. Eğer basamaklarda bir yanlışlık yaparsam, siyah makine yağı odanın her tarafına sıçrayabilir, bu yüzden çok dikkatli olmalıyım.
Tüpü sağ ve sol elime başarıyla yerleştiriyorum ve makinenin düğmesine basıyorum. Elektriğin gücü ve yağlama yağı yavaşça sağ bileğimdeki bağlantı fişine doğru akıyor. Aynı anda, vücudumdaki çay renkli atıklar sol bileğimden dışarıya çekiliyor.
Robot bakımı için olan tanıtım el kitapçıkları genelde sistemin serum kullanan insanlara benzediğini söyler. Gerçekten de, yine de; sistem vücudun içindekileri çıkartır ve temizler, bu yüzden serumdan ziyade, yapay bir diyaliz gibidir.
Pilimi şarj ederken yukarıya, tavanın metal kaplamasına gözlerimi dikerek bakıyorum. Ayna gibi cilası tüm vücudumu yansıtıyor.
Robotlarda teknik olarak pek cinsiyet farkı yoktur, ama ben bir kız gibi görünüyorum. Yaşım on beşe ayarlı. Narin kaşlarımla mavi gözlerim ve kestane rengi, hafif dalgalı, omuzlarıma gelen saçlarım var. Uzuvlarımın boyu Profesörünkilere benzer, ve yüzüm güzel bir kızınkine, aynı Profesör gibi— bunu biliyorum çünkü Profesör her zaman sevimliliğimi över – bu sadece benim görüşüm değil.
Giymekte olduğum hizmetçi kostümü peri masalı stilinde tasarlanmış. Önlüğün kesimi göğüslerimin kıvrımlarını vurgularken, kafamda bir hizmetçi başlığı hafifçe dalgalanıyor. Kendisi oldukça bol olduğu halde, şeftali renkli elbise, belde sıkılaşıyor ve insanın aklına bir gelinliği getiriyor. Profesör bu kadar güzel bir hizmetçi kostümünü nereden aldı acaba? Şimdi bile, bu bir muamma.
Yirmi dakika ve bir saniyenin ardından, şarj etme işlemi sona erdi. Pil seviyesi %99.93, vücut atıkları %0.02.
—Pekâlâ, hedeflenen seviyeye ulaşıldı.
Yataktan aşağı atlıyor ve araştırma odasından ayrılıyorum. İstikametim mutfak, çünkü yemek hazırlamak zorundayım.
Yüksek sınıf restoranlarından aşağı kalmayan geniş mutfakta, Bill La Bier güveci yapmaya başlıyorum. Burada bir sürü tencere, lavabo ve gaz ocağı var, ama ben her zaman mutfağın sol tarafında yemek yaparım. Profesör çok zengindir ve ondan fazla, hatta yirmiden fazla şef tutabilirdi, fakat şimdiye kadar kimseyi işe almadı. Şefi bırakın, başka hizmetçi bile tutmadı, ve koca Umbrella malikânesinin tamamını ben çekip çevirmek zorundayım. Yemek yapmak, çamaşır yıkamak, yerleri silmek gibi ev işlerini özenle yapabilmek için tüm gücümü kullanırım.
 La Bier balığını hızla doğruyor ve şeftali renkli balığın parçalarını hafifçe elime alıyorum.
—200.0025 gram.
Zihinsel devrelerimde arattığım yemek tarifine başvurarak, La Bier güveci yapım hazırlıklarını tamamlıyorum. Yeri gelmişken, “La Bier”, aslında bir adamın adıyken, “La Bier”, somona çok benzeyen bir balıktır.  La Bier isimli bir balıkçının büyükçe bir La Bier balığı yakaladığını ve balığın tamamını bitirmek için bütün gece uğraştığını duymuştum. Onun pişirme şekli, balığı büyük parçalara ayırıp daha sonra baharatlarla güveç yapmaktı— La Bier balığının kökeni budur. Kulağa basit bir yemek gibi geliyor, ama eğer güzelce pişirmek istiyorsanız, biraz teknik lazımdır. Örneğin, ateşi iyi ayarlamanız ve köpüğü sabırlı bir şekilde kepçeyle boşaltmanız gerekir.
Mutfak bıçağını elime aldığım andan itibaren yirmi yedi dakika ve yirmi saniye geçmiş, ve işim bitti. Yiyeceğin geri kalanını dondurucuya depoluyorum. Profesörün pek ziyaretçisi olmaz, yani bu artan porsiyonlar muhtemelen çöpe gidecek. Alınan bol malzeme ve böylesine geniş bir mutfakla, Umbrella malikânesi bu kadar da savurgandır.
Zayıf bir sesle söylenirken, elektronik bir ses zihnimde yankılanıyor.
—Profesör Wendy von Umbrella geri döndü.
“Geri geldi!”
Mutfaktan aceleyle çıkıyor, holden geçiyor ve dışarıya açılan kapıları şiddetle açıyorum. Elbisem rüzgârda dalgalanarak avluya koşmaya başlıyorum.
—Profesör! Profesör!! Profesör!!!
Kapıdan geçmekte olan kişi, kuğu kadar hafif bir ceket giyen, uzun, siyah saçlı bir kadın ve makyaj yapmış gibi durmadığı halde kimseyle kıyaslanamayacak derecede güzel görünüyor— Profesörüm bana doğru yavaşça yürüyor. Ve sonra aniden, bana el sallıyor.
Pil kaybını umursamayarak, tüm gücümle Profesöre koşuyorum. Dokuz saniyede yüz metre hızla gidiyorum ve Profesörün üç metre önünde ani fren yapıyorum. Terlemiyorum, nefes nefese bile kalmıyorum, ama sanki bedenim, ateşe verilmişçesine, buharlı bir soba gibi ısı yayıyor. Profesörün görüntüsü zihinsel devrelerimde fırıl fırıl dönüyor.
“Tekrar hoş geldiniz, Profesör!”
Işıldayarak Profesörü karşılarken, kollarımı açıyorum. Biraz aşırı tepki vermeme rağmen, bu yalnızca Profesöre olan sevgimi göstermek için bir yol.
Profesör nazik bir gülümsemeyle bana bakıyor. Circlet sigarasının ateşini söndürüyor ve kül tablasını tutuyor. O bunu yaptıktan sonra koku alma sistemim tatlı ekşi bir koku belirledi.
“Geri döndüm, Iris. Bu gün de iyi bir kız oldun mu?”
Bu bir kadın için biraz derin, soğukkanlı ve sakin bir ses tonu. Burnundaki gümüş çerçeveli gözlükler bilge yüzünü daha da çarpıcı hale getiriyor.
“Evet! Profesör, Iris bugün de çok, çok iyi bir kız oldu!”
“Demek öyle. Peki ya akşam yemeği?”
“Size söylediğim gibi, La Bier güveci!”
“Ne kadar da iyi bir kızsın sen öyle.”
Profesör sağ elini bana doğru uzatıyor.
—Pekâlâ, işte geliyor!
O anı mutlulukla bekliyorum.
Profesörün eli hafifçe başımın üstüne dokunuyor. Kestane rengi saçlarımı okşamak için nazik, ama biraz da kaba bir hareket kullandı.
Bu hakikaten de eşsiz bir mutluluk.
Aynı okşanmış bir kediye benziyor, boğazımdan hoşnut sesler çıkarıyorum. Profesörün nazik eline dokunma zevkinden, ve burnu gıdıklayan tatlı ekşi sigara kokusundan hoşlanıyorum.
¦
 Akşam yemeği benim için her zaman en gergin vakit olmuştur.
Profesör, tabağından La Bier balığının ufak bir parçasını yavaşça alıyor. Balığı kesmek için küçük bir bıçak kullanmaya devam ediyor, balığa çatalını batırıyor ve onu gül rengi dudaklarıyla yutuyor.
Çiğneme işleminden dolayı, Profesörün yüzü hafiften hareket ediyor. Yüzüne biraz endişeli bir şekilde bakıyorum.
—Profesör, nasıl olmuş? İyi mi? Hmm? Öyle mi?
İçimden defalarca soruyor, Profesörün düşüncelerini ifade etmesini bekliyorum.
“Hmm…....”
Profesör boynunu büküyor. Sonra, zihinsel devrelerim bir anda soğuyor. Bir insanın açısından bakarsak, bu, tüylerim diken diken oldu anlamına gelirdi.
“E-eeee…. B-b-b-b-bir sorunu mu var?”
Biraz sersemlemiş hissederek, ateş hızıyla soruyorum. Ev işi yapma yetenekleriyle gurur duyan Iris Rain Umbrella için, yemeğimin kötü olduğunun söylenmesi, varlığımın anlamını sorgulamakla aynı şey olurdu.
“Açık konuşmak gerekirse……”
Profesör memnuniyetsiz bir ses tonuyla söyleyerek, güzel kaşlarından birini kaldırdı.
“A-açık konuşmak?” Sonraki yorumu için gergin bir biçimde bekledim.
Ancak, Profesörün yüzünde bir gülümseme belirerek, dudakları hafifçe kıvrılıyor. Aniden konuşuyor.
“Gerçekten güzel olmuş.”
Tamamen şoktayım, ve aptalca bir “….He?” sesi çıkarmadan duramıyorum.
“Aa…He? Beğendiniz mi.....”
“Evet, çok lezzetli. Özellikle ateşin ayarlanışı çok iyi.”
“……………”
“Oh? Neyin var, Iris? Neden bana bu dili tutulmuş yüz ifadesini gösteriyorsun?”
Profesörün bir S olduğunu söyleyebilirsiniz. S&M’deki S. Bir sadist. Beni oyuna getirmek için hep bu basit tuzakları kullanır. Ayrıca, bu yirmi dördüncü zaten. Robotlarla alakalı acınacak şey, bunun gibi anlamsız şeylerin kaç defa meydana geldiğini bile hatırlamalarıdır.
 “Cidden, Profesör! Bu tür şakalar yapmamanızı söylemedim mi!”
Mendili sinirli bir şekilde Profesöre atıyorum.
“Hey, hey, bu çok büyük bir israf.”
“Dediğiniz gibi, asıl bugünkü La Bier güveci israf! Bana bütün bir balık almamı söylemek… Onunla ne yapmayı düşünüyordunuz ki!”
Profesör sıradan bir biçimde “İki güne bitiririm.” diyor ve yemeye devam ediyor. “Her zaman yalan söylüyorsunuz…..” diye cevaplıyorum, elimdeki son mendili buruşturup atıyorum ve Profesörün koluna isabet ediyor.
“Mmm, gerçekten lezzetli. Iris yemek pişirmede sahiden de çok iyi.”
Diye yorum yapıyor Profesör kasıtlı bir şekilde, ve La Bier balığının başka bir parçasını ağzına götürüyor. Biraz hayal kırıklığına uğramış hissetsem de, güvecin Profesörün hoşuna gittiğini görünce, kalbimde bir memnuniyet belirtisi ortaya çıkıyor.
Akşam yemeğinden sonra, Profesör çamaşır odasına gidiyor. Bulaşıkları yıkarken, Profesörün çocukça hareketlerini anımsıyor, bir an gülüyor, bir an sinir oluyorum; ama sonunda bir gülümseme yüzümü kaplıyor.
Bugün, Profesör hala tatlı, insanlarla alay etmeyi seven, nazik biri ve saçımı okşadı.
—Mmm, şu an memnuniyetten dili tutulmuş haldeyim.
Huzurlu akşam yavaşça geçiyor ve yatma vakti geliyor. Üzerinde çiçek resimleri olan çok sevdiğim pijamalarımı giyiyor ve Profesörün yatak odasının kapısını tıklatıyorum.
“Profesör, rahatsız ettiğim için özür dilerim.”
Odaya giriyorum. Her zamanki gibi, Profesör göğüs kısmı hafiften açık pijamalar giyiyor ve yatağında uzanıyor. Ağzında bir circlet sigara var. Tatlı ekşi koku, nane kokusuna karışıyor ve koku, dumanla beraber buraya süzülüyor. Televizyonda kullanılan slogan “İlk aşkınızın tadı”, ve bence bu gayet yerinde. Doğru— bana göre bu, ilk aşkın tadı. Profesör ve benim aramdaki aşk— Onu hissetmeyi ben de gerçekten istiyorum, ama aşık olan yalnızca benim, Profesör her zaman sakin.
Bu duyguların sadece yararsız olacağını biliyorum, yani dikkatli olsam iyi olur.
“Profesör, yatakta sigara içmek çok kaba bir davranış.”
“Kanuna aykırı değil.”
“Ve bir yangına neden olabilir.”
“Sigaraların yangına neden olduğunu hiç duymadım.”
Profesör duman üflemeye devam ederek tavana bakıyor. Ah, doğru ya, “cirgara”, circlet sigaraların bir diğer ismidir.
“Totaldeki bilgi, bu yıl sekiz olayın vuku bulduğunu söylüyor.”
Profesöre yukarıdan bakarak görüşünü engelliyorum. Duman neredeyse gözlerimi yakıyor.
“Oval Şehri’nde kaç defa meydana geldi?”  Profesör sigara içmeye devam ediyor.
“…..Sıfır.”
“O zaman sorun yok.”
“Ama bunu bir bahane olarak kullanamazsınız, Profesör.”
Cirgarayı Profesörün ağzından inatla çekip alıyorum. “Ah, geri ver şunu!” Profesör elini dirseğime uzatarak doğruluyor.
Profesörün akşam yemeğinde benimle dalga geçmesinin intikamı olarak, cirgarayı tutup odanın etrafında koşturuyorum. Profesör de yataktan iniyor, beni kovalamak için. Profesör beni yakalayamasın diye masaların ve sandalyelerin arkasına saklanıyorum. Çocuksu olmasına rağmen, yadsınamaz bir cazibesi var.
İki kısa tur yakalamaca oynadıktan sonra, Profesör “Yatma vakti” diyor ve gümüş çerçeveli gözlüklerini çıkarıyor. Bana renkli bir camı andıran gözleriyle bakıyor. Profesör gözlüklerini giydiğinde çok güzel görünüyor, çıkardığında yine çok güzel görünüyor.
—Ah.
Tanrıça heykelinin gözlüğü yok.
“Ne oldu?” Profesör yataktan bana gözlerini dikiyor. Kafamı yavaşça eğiyor ve dürüstçe düşüncelerimi söylüyorum: “Profesör gerçekten de… Gözlükler ve sigaralar için uygun biri.”
“Huh? Niye birdenbire bunu söylüyorsun?”
“Yok, bunlar yalnızca benim düşüncelerim. …..Peki Profesör, sorun olur mu?”
Bu soru, “Profesörün battaniyesine sokulabilir miyim?” anlamına geliyor.
“Misafirim ol.”
Profesör battaniyesini kaldırıyor ve bana el işareti yapıyor. “Affedersiniz,” diyor ve gergin bir şekilde Profesörün yanına uzanıyorum. Bundan sonra, kıvrılıyor ve Profesöre bakmak için başımı kaldırıyorum.
Birbirimize çok yakınız, ve Profesörün gözbebeklerinde kendi yansımamı görebiliyorum.
“İyi geceler, Profesör.”
Kendimi Profesörün geniş, yumuşak göğsüne gömüyorum. Yumuşacık ve kendine özgü çok hoş bir kokusu var.
Profesör saçlarımı okşayarak bana nazikçe sarılıyor. Ardından, “İyi geceler, Iris.” diyor ve alnıma bir öpücük konduruyor.
Durumumu uyku moduna aldıktan sonra, rüyalar diyarına gidiyorum.
Bugün ben de mutlu bir gün geçirdim.


Çevirmen Notları
Circlet sigara: Circlet cigarette olarak geçiyor, ve hikayeye özgü bir terim. Halka sigara olarak çevirmek istemediğim için bu şekilde bıraktım. “Cirgarette” şeklindeki kısaltmasını da cirgara olarak çevirdim.
La Bier balığı: Iris’in de daha sonra anlattığı gibi somona benzer büyükçe bir balık. İsmi, onu yakalayan balıkçıdan geliyor.

<<<Prolog

Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan