Posted by : Eva 01





Işıkla çevrili boşlukta biri konuştu.

Rehberi takip ederek kişisel bilgilerini verdiğinde kırmızı bir ışık vücudunu taradı.

Bir süre sonra deri bir elbise giyen ve dış görünüşü Hyun Woo'ya benzeyen bir karakter belirdi karşısında.


Her hesap için bir karakter. Bir Sanal Gerçeklik Oyunu için çok da nadir bir olay değildi.

Karakter görünüşünü oyun ortasında değiştirmek oyun içindeki fiziksel tespiti bozardı.

Her zaman gözlük taktığı için gözlüksüz hali biraz garip gözüktü kendine.

Hyun Woo birkaç düzenleme yapıp yüz yapısıyla biraz oynadı.

İnsan ırkını seçti. Bu seçimin sebebi çoğu oyunda dengeli bir ırk olmasıydı.

Bir uzmanlık alanı ya da herhangi bir özellik seçmediğinden ortalama bir seçim olan insan'ı seçti.


"Ark"

Bu, ünite eve geldiği zaman aklına gelen isimdi.

Üniteyi kutsal bir amaçla kullanıyordu. Sadece hindistan cevizi gibi yuvarlak olmasının aklına Ark'ı getirmesi değil, bunun yanında onun geleceğini temsil etmesiydi. Can sıkıcı olsa bile yapacak bir şey yoktu.


"Schundenberg Krallığının sınır kasabası Harun"

Schundenberg Krallığı Orta Kıta'ya en yakın olanıydı.


"Geç"

Bütün oyunlar başlangıçta benzer rehberlere sahiptirler.

En başta bilgiler pek de işine yaramazlar.

Her şeyden önemlisi deneyim en iyi bilgidir. Öğreticiyi reddettikten sonra Hyun Woo parlak bir ışığın içine girdi.

Aynı zamanda gözleri haraket etti ve içeri çekildi.

Acemi Maceracı, Ark doğmuştu.

***

"Bu ne laan?"

Ark'ın yüzünde şaşkın bir ifade vardı.

Etrafı dağlar ve dağ köyleri ile çevrilmişti.

Uzun bariyerlerle çevrelenmiş köyde yaklaşık 100 bina vardı.

Bu başlangıç şehri Harun olmalıydı.

Yine de Ark gözlerine inanamıyordu.

'Bu cidden oyunun bir parçası mı?'

İnanamamıştı. Köyü çevreleyen dağlar. Çitler, evler ve hatta sokakta dolanan insanlar bile...

Bu bilgisayar grafiklerinden çok farklıydı. Gözle göremeyeceğin bir şey değildi bu.

Deri ayakkabılarını hissedebiliyordu, kulaklarında uğuldayan rüzgarı hatta bir yerde pişirilen yemeğin kokusunu bile alabiliyordu.

Gerçek gibi hissediyordu her şeyi fakat inanması zor yapan da buydu zaten.

'Biliyorun bu sanal gerçeklik ama hala bir oyun olduğuna inanamıyorum.'

Sanal Gerçeklik Oyunu'nun retine grafiklerine dayanması gerekirdi.

Bu 3 yıl önceydi tabi. Bugün hala birçok sanal gerçeklik oyunu retina grafiklerinden kurtulabilmiş değil.

'Şimdi Direktör Ha Myun Woo'nun niye gururlu bir şekilde konuştuğunu anlıyorum.'

Sadece bir ay önce Global Exos bütün oyunların dedikodu konusu olan New World'ü açıkladı. Şimdi niye bu kadar ünlü olduğu anlaşılıyordu.

Daha uygun şartlar altında olsaydı, bu oyunu oynamak için her şeyi bırakırdı.

Global Exos tarafından üretilen teknoloji inanılmazdı.

'Ah, şimdi bunların düşünmenin sırası değil.'

Ağzı beş karış açık olan Ark salyalarını sildi.

Birkaç kişi yüzünde boş bakışlarla ona bakıyordu.

Utançtan yüzü kızaran Ark daha uygun bir yer arıyordu.

'Şimdi nereye gitmeliyim acaba?'

Ark diğer insanların gittikleri bir yol seçti ve peşlerine takıldı.

Aslında üniteye bağlı olarak yatıyor olsa da. Hareket ediyor gibi hissediyordu.

Vücudunun küçük bölgelerini hareket ettirmesi zor olsa da işleyiş dünyadakiyle aynıydı.

'Tamam, hareketler özel bir ihtiyaç gerektirmiyor.'

Ardından sistem penceresini araştırmaya başladı.

"Menü"

Üzerinde bazı eşyalar bulunan yarı saydam bir daire belirdi önünde. Karakter Bilgisi, çantalar, topluluk, vb... Bu bölümlere direkt ismini söylerek ya da menüden basarak ulaşabiliyordun. Ark yüze benzeyen ikona bastı.


Karakter bilgisinin bulunduğu pencere basit bir dizaynda değildi. Onun ardından yetenek penceresinin tamamen boş olduğundan emin oldu. Çantasındaki malzemeler; 10 ünite su, 10 parça buğday ekmeği ve bir bıçaktı.

Heyecanlıydı ve sanki yeni bir hayata başlıyormuş gibi hissediyordu.

'Tamam, şimdi ne yapmalıyım.'

Ark bilgi ekranını kapatıp etrafa bakındı.

Her şey gerçeklik gibiydi. *NPC'leri normal oyunculardan ayırmak zordu.

Ç/N: NPC "Non Player Karakter" yani "Oyuncu Olmayan Karakter" anlamına gelir.

Oyuna başladığından beri ne oyuncular ne de NPC'ler Ark'a ilgi gösterdi.

Herkes etrafta deli gibi oradan oraya koşuyordu.

Çoğu oyunda NPC'ler sana oyuna nasıl başlayacağını gösterir.

Etrafta biraz bakındıktan sonra yaşlı bir adamın bakışlarını onun üzerinde tuttuğunu fark etti.

Ark ona doğru yürüdü.

"A... Afedersiniz."
"Sen buralarda yenisin galiba."

Başka söze gerek kalmadan yaşlı adam her şeyi anlamışçasına konuşmaya başladı.

"Adın ne?"
"Ark"

"Benim adım Harsen. Hayatını gençleri yetiştirmeye adamış yaşlı bir adamım sadece, senin gibi gençlere burada nasıl yaşaması gerektiğini öğretiyorum. Beklediğim gibi, muhtemelen burada ne yapman gerektiğini mi sormak istiyorsun?"

"Evet."

"Senin gibi pek çok insan burada bir iki iş yapar. Biri köy dışındaki vahşi köpek ve kurtları avlamak diğeri ise köy içinde bir iş bulmak. Eğer sadece sağda solda oynamak için geldiysen ikincisi senin için daha ideal. Zaten biz burada hiçbir yardıma hayır demeyiz."


"Seve seve yardım edebilirim size."

Hiç düşünmeden yanıtladı Ark.

Sonuçta bir oyundaki en büyük tehlike zor bir durumda kaldığında nasıl kazanacağını bilmemektir.

Basit bir görev yapmak oyuna adapte olmak için çok iyi bir fikir olur.

En başta aldığın görevler genelde oyuna adepte olmayı ve başlangıç için birkaç eşya kazanmayı sağlamak amacındadır. Nitekim amaçsızca avlanmaktan da daha karlı olur.

"Beni dinlediğin için sana müteşekkirim. Olay şu ki, sana güvenebileceğim bir iş var. Son zamanlarda tavernanın sahibi fare sıkıntısından muzdarip bir durumda. Bence sen bu sorunu çözebilirsin. Ne düşünüyorsun? Yardım edecek misin?"

Du-du-dung! Bir bilgilendirme penceresi garip bir sesle birlikte karşısına çıktı.


(Ç/N: Atanamadı dememin sebebi görevin zor olması değil. Atanamayacak kadar düşük seviyede olmasıdır.)

Ark görevi kabul etti ve tavernaya yöneldi.

Tavernayı bulmak kolaydı. Şehir merkezinde müşterilerin akın ettiği tek binaydı.

Tavernaya girdiğinde dağınık saçlı, önlük giyen bir çocuğun bağırdığı duyulabiliyordu.

"Buraya Yaşlı Adam Hansen'ın tavsiyesiyle mi geldin?"

Ark yüzünde rahatlamış bir bakışla Kraydon ile konuşmaya başladı.


"Tanıştığımıza memnun oldum. Bana küçük bir iyilik yapıp yolun aşağısında bulunan depodaki fareleri öldür. Galiba onlardan birini bir daha duyarsam aklımı yitireceğim!"

"Tamam, yaparım. Fakat karşılığı ne olacak?"

Ark dolaylı bir şekilde sordu. Gerçek ya da oyun fark etmez, kimse bir işi bedavaya yapmazdı.

Çalışma ödüllendirilmeliydi, bu doğal olan değil mi?

Kraydon göğsüne vurmaya başladı ve cevap verdi.

"Tabiki, ben, Kraydon, bir evi ya da ait olduğu bir yeri olmayan bir yabancıya gerekeni yaptığı sürece sahtekarlık yapmam. Senin gibi biri için bir ödül hazırladım bile."

"Dört gözle bekliyorum."

Ark cüretkar bir bakışla depoya girdi.

Deponun içi farelerle sıkış tıkıştı.

İki taraf da birbirini gördüğü anda kolay hedef olarak belirlediler.

"İlk deneyim sizin üzerinizde olacak. Şimdi, başlayalım mı?"

Ark bıçağını çekti, atıldı, bıçağı savurdu ve farelerden birine saldırdı.

Lakin sonuç beklediği gibi değildi. Utandırıcı bir şekilde fare hafifçe yana kayarak bıçaktan kaçtı. Bunun üstüne alay edermişcesine kutuların arasına dalıp oraları dağıttılar.

Benzer durumlar oluşmaya devam etti. Ark'ın öfkesi kendinden kaçan fareleri gördükçe artıyordu.

'Ha? Böyle bir şey olmasının imkanı yok di mi?'

Nasıl bir fareyi bile öldüremez? Ark şaşkınlığa gömüldü.

Gerçeğin bir kopyası olduğundan dolayı fareler normalde nasıl hareket ediyorsa öyle hareket ediyorlardı. Hızları şaka değildi.

Ark kızgınlaşırken gözüne bir ışık çarptı.


Öldürmekten ziyade kendisi hasar alıyordu.

Sadece 1 hasar olsa da görmezden gelemezdi. Ark'ın şaşırdığını gören fare onu kolay lokma gibi yorumladı. Bir anda o kadar çok fare toplandı ki yer görülemez hale geldi. Göz açıp kapayıncaya kadar Ark'ın canı 20'ye düştü.

Korkan Ark hızlıca geriye kaçtı.

'Sizi küçük... Eper dikkatli olmazsam, fare saldırısı yüzünden ölebilirim.'

Hiçkimse, bütün dünyada, fare tarafından ısırılıp ondan ölmez.

Ark duygularını düzenledi. Başka bir saldırıyı kaldıramazdı.

Dikkatlice, saldıran bir fareyi gözüne kestirdi ve onu ısırmak için koşmaya başladıklarında ona vurdu.

Fare acı içinde bağırdı ve ortadan ikiye ayrıldı.


(Ç/N: EXP, Experience Points anlamına gelir. Türkçede Deneyim Puanı olarak geçer. Bir oyunda seviye atlamayı sağlar. Genelde yaratık öldürerek veya görev yaparak kazanılır.)

Sonunda, kabullenebildiği bir ekran, sesiyle birlikte ortaya çıktı.

Ark düzenli olarak karşı saldırıya başladığında fareler şimşek hızında yok edilmişti.

Ark birkaç fareyi öldürürken. Aynı zamanda hepsini bir bir deliklerine sürüklüyordu. Farelerin de altta kalır bir yanı yoktu.

Bazılar birbirleriyle işbirliği yapıp kutularda saklanarak Ark'a karşı saldırı yaptılar. İnsan ile fareler arasındaki çetin savaş tam 30 dakika sürdü.

Savaşın sonunda, Ark'ın elinde sadece 3 parça buğday ekmeği kalmıştı. Azalmış canını doldurmak için 7 tanesini harcamıştı. Ayrıca 2 Saldırı Puanı olan bıçağı ve 2 Savunma Puanı olan deri zırhı'nın da dayanıklılığı iyice düşmüştü. Bu boş bir zaferdi.

'Oh, nasıl olduysa, hepsini öldürdüm. Zor olduğuyla birlikte deneyim'im de yükselmiş olsa gerek değil mi?'

(Ç/N: Anlamayanlar için söylüyorum. Deneyimim derken bıçak sallamak ya da başka bir şey değil. Experience'dan bahsediyor. İlk defa kullandığım için açıklıyorum.)

Güzel sonuçları görmek için karakter pencerisini açan Ark'ın yüzünü mutsuz bir ifade kapladı.

Her fare 1 EXP vermişti. Her nasılsa 30'dan fazla öldürmesine rağmen sadece 30 EXP kazanabilmişti.

Daha yeni başladığından bunun küçük bir miktar olmadığını düşünüyordu.

Ama Deneyim Çubuğuna bakınca daha yüzde birinin bile dolmadığını gördü.

Onlarla savaşırken hissettiği aşırı zorluğa rağmen fare sadece fareydi.

Hayal kırıklığı rakipsizdi. Ama Ark duygularını dizginledi.

Çünkü ne olursa olsun, görev görevdir, sonrasında bir ödül olmalıydı.

"Bütün fareler yok edildi."
"Oh, tamam? Çok iyi. Senin için küçük bir şey var."

Kraydon 10 buğday ekmeği çıkartırken kahkaha attı.

"..."

Hevesle ödülünü bekleyen Ark korku dolu gözlerle Kraydon'a baktı.

Yarım saatini ölümle yaşam arasında birkaç parça ekmek için geçirmiş olmasına olanak tanımıyordu.

Amma velakin, Kraydon, Ark'a bir şey mi oldu dermiş gibi bakıyordu.

"İmkansız, bir çeşit hata mı oldu?"
"Neden bahsediyorsun? Hayatta kalmış olman en önemlisi değil mi?"

"Ama........"
"Birkaç fare öldürüp daha iyi bir ödül mü bekliyordun?"

Ark duygu karmaşası yaşıyordu o yüzden ağzını kapalı tutup sessizce acı çekti...

30 dakikasını ve 7 ekmeğini birkaç fare öldürmek için harcamıştı.

Bıçağının ve zırhının dayanıklılığı düşmüştü. Ve sonrasında aldığı tek ödül 10 adet buğday ekmeği miydi? Şaka mıydı bu? Ama bir NPC ile böyle bir kavgaya girmenin ne manası vardı?

Daha ötesi, ekmek ucuz ama işe yarar bir şeydi.

Her şeye rağmen Ark 10 parça ekmeği kabul edip tavernadan ayrıldı.

<<<Prolog

{ 4 yorum ... read them below or Comment }

  1. Çeviri ve düzenleme için teşekkürler. Daha akşam çeviri durumu %30 diyordu bir kaç gündür ilerleme yok diye iç çekiyordum. Bir bakayım yine de dedim ve süpriz oldu bu bölüm, yeni bölümü merakla bekliyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu arada part 1 diyor başlıkta. Acaba 1. bölümün part 1'i mi? Yoksa tamamı mı bu?

      Sil
    2. Evet ilk kısımı bu sadece %50 lik bir kısım daha var ama çevirmenimiz MF den Lys ye girecek 10 gün veremeyebilirim dedi malesef.Sonrasında daha seri gelir içiniz rahat olsun.Yorum için teşekkürler.

      Sil
    3. Anladım teşekkürler arkadaşa başarılar sınavında. Kolay gelsin.

      Sil

Sohbet

Yeni Bölüm Geldiğinde Haberin Olsun

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Copyright © 2013 Aozora Çeviri Grubu - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan